EKİM ayı gerçek yaşam öyküsü:'SEVMEK TEHLİKELİDİR' inancından 'SEVMEK GÜVENLİDİR' inancına nasıl ulaştık?
EKİM ayı gerçek yaşam öyküsü:
SEVMEK TEHLİKELİDİR inancını SEVMEK GÜVENLİDİR inancına nasıl dönüştürdük?
40’lı yaşlarda iken emekliye ayrılmış bekâr bir hanım ile ‘özel ilişkilerinde’ yaşadığı kısır döngüleri kırmak amacıyla yaptığımız bireysel çalışmada çekirdek inancının ‘Sevmek tehlikelidir’ olduğunu tespit ettik. Çok sosyal, neşeli, hoş sohbet ve güzel bir hanımdı. Ancak çok istediği halde bir türlü kafasına uygun güveneceği erkeği bulup evlenemiyordu. Genç kızlığından bugüne kadar karşısına çıkan taliplerini anlatmaya başladı. Her biri diğerinden daha tehlikeliydi !!! En sonuncusu, bir arkadaşının tanışmalarına vesile olduğu, Ortadoğuda ne iş yaptığını bir türlü anlayamadığı Türk bir işadamıydı. Sanki karanlık işler yapıyordu ! Telefonla veya internet üzerinden görüşüyorlardı ve adam bir yandan onu çok sevdiğini söylerken, bir yandan da tutarsız davranıyor ve söz verdiği halde görüşme randevularından kaçıyordu. Danışanım bu kişinin şairane konuşmalarından çok etkilenmişti ve bu kez ‘Tamam, aradığım aşkı buldum’ diyerek sevinirken adam irtibatı birdenbire kesmişti ve danışanım bir kez daha hayal kırıklığı yaşıyordu.
Bir önceki talibi bir doktor’du. Danışanım yine korkusundan görüşmeyi ve tanışmayı reddediyordu. Ancak çevresinin ısrarıyla deneme kararı vermişti. Fakat gelin görün ki, bu bey onunla yazlık evlerinde birebir görüşmek yönünde ısrarlıydı. Danışanım tabiî ki kabul etmiyor. Bir süre sonra bu bey’in ruh sağlığı tedavisi gördüğünü öğreniyor. Bunu bana anlatırken cümlenin sonunu şöyle getirdi..’Ben nasıl güvenebilirim ki, görüyorsunuz işte yaşadıklarımı’ dedi ve bir önceki talibini anlatmaya başladı. Çiftçi, zengin birisiydi ve aşiret gelenekleri olan biriydi. Danışanım o zamanlar gençti ve ailesinin de kararıyla nişanlanmıştı. Bir gün nişanlısının belinde taşıdığı silahı görüyor ve aynı gün ailesine ayrılmak istediğini söylüyor ve ayrılıyor da. Çünkü, gerçekten tehlikeli bir durum!!!!
Lafı uzatmadan, danışanımın ilk talibiyle ilgili hikâyesine bakalım. Daha 18’indeyken karşılıklı birbirlerine ilgi duyuyorlardı ve kesinlikle sevdiği çocuk onunla evlenmek istiyordu. Ne yazık ki, oğlanın ailesi çocuklarını çok zengin olan bir akraba kızıyla evlendirmeye karalıydı ve çocuk bu duruma karşı çıkamamıştı. (Ben hayatının en büyük travmasının bu olduğunu zannederken biraz daha eskiye gittik ve sevmenin tehlikeli olduğu sonucuna vardığı ilk deneyimini bulduk.) Daha 13 yaşındayken komşularının güzel genç kızı sevdiğine kavuşamadığı için verem olmuş, ölmüştü.!!! Sevdiğine kavuşamama nedeni oğlanın ailesinin bu kızı istemeyip, oğullarını başka bir kızla evlendirmek istemeleriydi. Öyle de yapmışlardı. Bu komşu kızının çok acı çekerek öldüğünü görmek danışanımın şu sonucu çıkarmasına neden olmuştu : ‘Sevmek öldürür, sevmek tehlikelidir’!!!!
Uyguladığım terapi tekniğinde kişinin vardığı bu sonuca, bu biricik kişisel yoruma çekirdek inanç veya negatif inanç diyoruz. Ve bu negatif inançlar maalesef çok güçlü bir enerjiyle çalışıyor ve sahibinin kısır döngüler yaşamasına neden oluyor. (Kalıplar yasası) En küçük benzer bir olayda tetiklenip yeniden ortaya çıkıyor ve kendini gerçekleştiren kehanete dönüşüyor. Ve şunu söylememize neden oluyor : ‘Zaten hep böyle şeyler beni bulur’..Bu kadarla kalsa iyi..Hayat akışımızı mahveden bir canavara dönüşüyor..Çünkü, biz farkında olmadan onu besleyip büyütüyoruz..Görünmeyen düzeydeki inancımızı fark edip onu yok etmek yerine, yüzeyde yaşadığımız olaylara bakıp ‘’Ben demiyor muyum işte, hep tehlikeli, güvenilmez tipler beni buluyor’’, ‘Yapacak bir şey yok, kaderim buymuş’, ’Zaten evlenipte ne yapacağım, mutlu bir evlilik yok ki !!! Çevreme bakıyorum herkes mutsuz’’v.s. gibi sözlerle tüm kapıları kapatıyoruz. Diğer bir ifadeyle olumsuz olasılıkları besleyerek, olumlu olasılıkları görme ve yaşama şansımızı yok ediyoruz..
Çok şükür ki, bu kısır döngüleri, (kalıpları) kırmanın çok sade bir yolu var. Yılanın zehrinin etkisini yok eden kaynağın yine yılandan elde edilen panzehir olduğunu ve panzehirin zehirden daha etkili!!!!! olduğunu hepimiz biliriz. Kısır döngüleri durduracak panzehir yine bizde, bizim bakış açımızda, bizim yaşadığımız deneyimlerde gizli.
Yine yukarıdaki danışanıma dönersek, onun için panzehir olacak inancı bulduk önce. Kendine en ihtiyacı olan inancı birlikte belirledik: ’’Sevmek güvenlidir’’de karar kıldık. Bu söze ilk odaklandığımızda danışanım o kadar çok güldü ki, hayatında hiç böyle düşündüğü bir an’ı deneyimlemediğini söyledi !!! Ben de onun kadar güldüm ve : ’Bir sürü deneyimin olduğundan eminim, yalnızca farkında değilsin’. ‘Zaten olumsuz deneyimlere saplanıp kalmışken fark edememen çok normal’. ‘Bununla birlikte bugün ilk kez ‘sevmek güvenlidir’ diye düşündüğün anlara odaklan’ dedim. Önce biraz zorlandı. Ancak, kısa bir süre içinde yavaş yavaş hatırlamaya başladı. Her yeni bir deneyimi hatırladığında şaşkınlığı büyüyordu. Nasıl bu kadar kör olabilirdi!!!
Neyse, sonunda bulduğu bu deneyimlerden kendisini en çok etkilemiş olanı seçtik. Şöyle bir anını kullandık panzehir olarak. Dedesiyle nine’sinin arasındaki derin sevgiye şahit olduğu bir an’dı bu. Ninesinin gözleri son yıllarında görmez olmuştu ve uzun saçları vardı. Artık birisinin desteğine ihtiyacı vardı. Ve bu desteği ona en çok eşi veriyordu. Aydınlık bir yaz sabahında dedesinin eşinin uzun saçlarını sevgiyle taradığı o an’ı hatırladığında danışanım gözyaşlarını tutamadı. ‘Evet. Sevgi budur, vardır ve güvenlidir’’şeklindeki inancının canlanıp ortaya çıkması sonraki günlerde yaşayacağı güzelliklerin ilk adımıydı!!!!. Uyguladığımız bir teknikle ‘sevmek tehlikelidir’ inancını, ‘sevmek güvenlidir’ inancıyla çökertip temizledik. O günden itibaren kararlarını verirken bilinçli tercihler yapmaya başladı. Seçtiği bakış açısının tamamen kendine ait olduğunu artık biliyor ve yaptığı seçimlerin sorumluluğunu alıyor. ‘Hep böyleleri beni buluyor’ yerine, ‘Ben hep böylelerini buluyormuşum’ demeye başladı. Artık olumlu inançları beslemeye başladı. Böylece kendine olumlu olasılıkları yaşama şansı vermeyi seçti!!!! (Seçim yasası veya çekim yasası) Bana göre bu şansı yaşamak hepimiz gibi, onun da doğuştan hakkettiği doğal bir durum..
Benimle görüşmeye geldiğinde tüm hayatını yakınları için yaşadığından (bekâr olduğu için herkes ondan maddi, manevi yardım istemeye alışmıştı. O da veriyordu zaten.) artık bıkmış, yorulmuş ve depresyondaydı. Evi, emekli aylığı ve arabası vardı. Ancak, kendine ait özel zamanı yoktu ve sanki hiç hakkı yokmuş gibi!!!! kendi geleceğiyle ilgili plan yapamıyordu. Öyle ya, yaparsa hasta akrabalarına kim bakacaktı?? v.s. gibi düşüncelerle kilitlenmiş, tıkanmıştı. Daha doğrusu, kendi önceliklerini unutmuş ve fedakârlığı abartmıştı. Diğer bir ifadeyle, ruhsal dengesi bozulmuştu. Sinirli bir insan olup çıkmıştı. Artık ne kendine ne de çevresine hayrı kalmıştı. (Hepsinin üzerine son yaşadığı ilişkideki hayal kırıklığı eklenince dibe vurmuştu.)
Yaptığımız görüşmeden sonraki günlerde iyilik yapabilmek için önce kendinin iyi olması gerektiğinin farkında!!!! . Bunun bencillik değil gereklilik!!! olduğunu anlamış durumda. Daha da önemlisi, artık hayata, insanlara ve kendine güveniyor, sevginin varlığına inanıyor ve şansını büyük ölçüde kendinin var ettiğini biliyor. Kendisi değişince, her şeyin değiştiğini biliyor. NLP eğitimlerinden hatırladığım, çok sevdiğim bir örnek var : Uçakta 'Bir tehlike anında oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın’ şeklinde bir anons yapılır. Mantık belli. ‘Ben hayattaysam çocuğumu kurtarabilirim. Hem de salise farkıyla, neredeyse eşzamanlılıkla!!!. Kısaca, yaşam sürerken ben iyiysem iyilik verebilirim, mutluysam mutluluk verebilirim. Tıpkı, cebimde para varsa para yardımı yapabilirim, yoksa yapamam gibi bir durum bu. Bu kadar sade ve basit !!!!!!
Danışanım bu farkındalığın ardından yeni, cesaret ve güven dolu bir kararla, çok yaşamak istediği, küçük, kültür yuvası olarak nitelediği deniz kenarı bir ilçeye yerleşti. ‘Yeni’ kendini doğurmayı seçti. Şikâyet ederek egosunu beslemek yerine, yeniden doğmuş gibi öz değerini, özsaygısını hissederek yaşamayı seçti. Zaten, önce kendini sevmeden ‘sevgi’nin güvenilir’ olduğunu nasıl anlayabilirdi ki? Muhtemelen öğrenmesi gereken en önemli dersi buydu!!!!. Bu öğrenmenin sevgiyi diğerleriyle de ‘dengeli’ paylaşmasını sağlayacağını biliyordu. Çünkü, hem kendine hem de çevresine yapabileceği en büyük iyiliğin kendine yaptığı yatırım olduğunu artık anlamıştı.