BİR 'GEÇMİŞ YAŞAM REGRESYON TERAPİSİ' SEANSI
KASIM AYI GYRT SEANS ÖRNEĞİ
30’lu yaşlarını süren bakımlı, mesleğinde başarılı ve oldukça güzel olan bir hanım danışanım özel ilişkilerinin çok sıcak başladığından, ancak sonraki günlerde gittikçe soğuklaşarak sona ermesinden yakınıyordu. Sürekli benzer deneyimleri yaşamaktan dolayı çok üzülüyordu ve bu durumun ‘kendinden kaynaklanan’ sebeplerini (!) bulup artık bu kısır döngüyü kırmak istiyordu. Çünkü son günlerde yaşadığı güzel gitmekte olan ilişkinin evlilikle sonuçlanmasını çok istiyordu ve artık yuvasını kurup kendi çekirdek ailesine kavuşmak istiyordu. (Yaşıtları çoluk çocuğa karışmıştı. Onlara çok özeniyor, hatta onları çok kıskanıyordu ve yaşım geçiyor telaşına düştüğü için evlenemezsem, yalnız kalırsam korkusu başlamıştı. Bu yüzden kalbinde bir acı hissediyordu.) Ayrıca annesi kanserden yeni kurtulmuştu ve onu kaybetme korkusunu son yıllarda çok duymuştu. Üstelik abisi annesinin bu hastalığa danışanım yüzünden yakalandığı şeklinde bir yorumda bulunmuştu. O nedenle eskiden beri suçluluk duyguları içindeydi.
Girdiği geçmiş yaşam hikâyesinde kendini 1940’lı yıllarda yaşayan, Güney Amerikanın adını koyamadığı bir köyünde 18 yaşlarında Mary isimli bir kız olarak gördü. Saçlarını sürekli topuz yapan, uzun desenli elbiseler giyen, sivri burunlu, ince dudaklı çirkin bir kızdı Mary. Çok neşeli ve hareketliydi. Mısır tarlaları vardı ve evlerinin kenarından, üzerinde köprü olan bir nehir geçiyordu. O gün nehrin karşı tarafına geçmiş ve kız arkadaşlarıyla birlikte kitap okumak için buluşmuşlardı. Ama karşı tarafa aslında çok hoşlandığı çocukla karşılaşmak umuduyla geçmişti. Karşılaşma şansı çok büyüktü, çünkü çocuğun evi Mary’nin eve dönüş yolu üzerindeydi. Karşılaşmış ve onu gördüğü için çok mutlu olmuştu. Ancak hiç konuşmamışlardı. Mary ona sadece mesaj dolu anlamlı bir tebessümle bakmış ve evine doğru koşarak oradan uzaklaşmıştı (!) Bu bakışın onu cesaretlendireceğini düşünmüştü.(!)
Evleri iki katlıydı ve kendi odasına, evin içine girmeden, arkadan farklı bir merdivenle çıkılıyordu. Odası çok şirin döşenmişti ancak sanki evin bir kenarına itilmiş gibiydi (!) O gün babası uzak bir yerden gelecekti. O nedenle çok mutlu ve heyecanlıydı. Hazırlanmaya başladı. O kadar çok yeni ve güzel giysisi vardı ki inanamıyordu. ( Niye bu kadar çoktu anlam veremiyordu(!) Neyse, babası geliyor. (O anda Mary üvey anne olduğunu anladığı tekerlekli sandalyeye mahkûm, siyah giysili, çok kötü, tuhaf ve korkutucu bir kadını fark ediyor. Böylece neden odasının girişinin dışardan olduğunu anlamlandırıyor(!). Üvey annenin yürüyemiyor olmasından memnun, çünkü bu nedenden dolayı ondan zarar görmeyeceğini düşünüyor.) Babası çok iyi, çok hoş ve kızını çok seven, ilgili bir baba imiş.
O geçmiş yaşamın biraz daha gerisine giderek öz annesine ne olduğu hakkında bilgi almayı amaçladık. 8 yaşlarında annesiyle olduğu an’a gitti. Annesi sevgiyle tarıyordu saçlarını ve anne-kız birbirlerini çok seviyorlardı. O anda Mary zengin olmadıklarını ve korkutucu kadının evinde yaşadıklarını fark ediyor. Birden ne olduğunu anlamadığı bir sebepten annesinin başı dönüyor ve yere düşüyor, kafasından kan akıyor. Mary çok korkuyor ve çok ağlıyor. Çünkü evde kimse yok. Yardım bulmak için dışarı çıkıyor. Kendisinden 2 yaş büyük olan hoşlandığı çocuğa rastlıyor. Annesi için yapılacak bir şey olmadığını ve öldüğünü fark ediyor. Mary büyük bir yalnızlık(!) hissiyle doluyor. Annesinin ölümünün ardından, babasının ,oturdukları evin sahibi olan, üvey anneyle evlenmiş olduğunu anlıyor.
Bu bilgileri aldıktan sonra tekrar zamanda ilerleyince Mary kendini 24 yaşında evlendiği günde görüyor. Evleniyor ama hiç mutlu değil. İstemiyor bu evliliği. Çünkü evlendiği kişi hiç tanımadığı, şişman, cam gibi gözleri olan, fakat çok zengin bir adammış. Üvey annesi istemiş bu evliliği, babası da onaylamıştı. Bu arada Mary’nin gözleri hoşlandığı çocuğu arıyor ve az ilerden kalabalığın arasından onun da kendine baktığını fark ediyor. (O anda danışanım bu gencin fakir olduğunu, o nedenle kendini isteyecek cesareti gösteremediğini anlıyor (!) Çünkü geçen süre zarfında ilişkileri bakışmaktan öteye hiç gitmemişti.)
Zamanda tekrar ilerlediğimizde Mary 27 yaşında çok güzel bir erkek çocuğu dünyaya getiriyor. Çocuğu olduğu için mutlu ancak kocası onu hiç sevmiyor. Sık sık bağırıp çağırıyor, bardakları kırıyor ve sert davranıyor, kaba kuvvet kullanıyordu. Kocası o gün Mary’ye çok kızgındı. Çünkü Mary’yi öpmek istemiş ancak Mary onu reddetmişti. O nedenle onu çok zorlamış ve hırpalamıştı. Mary çok ağlıyor ve çok üzülüyor bu duruma ve o günden itibaren hayattaki tek amacı çocuğunu (!) düşünmek oluyor. Zaten o günden sonra kocası da eve gelmez oluyor. Kocasının evlendiği zaman kendini getirdiği yer uzak olduğu için babasıyla da hiç görüşemiyor ve Mary bir kere daha kendini çok yalnız (!) hissediyor.
O geçmiş yaşamın sonraki önemli anına gittiğimizde artık 45 yaşında olan Mary 12 yaşlarındaki çocuğunun hasta olduğunu ve öldüğünü görüyor. Çok ağlıyor. Yardım edecek kimse olmadığı için deliler gibi çırpınıyor ve çocuğunun ölüm nedeninin açlık olduğunu algılıyor. Mısır tarlasında bir şeyler ekerek geçimini sağlıyormuş ama hiçbir şekilde yetmiyormuş ve başkalarından yardım istemeyecek kadar da gururluymuş(!) Önceleri kocasına ‘bizi aç bıraktı’ diye kızarken o anda çocuğunu bu gururu yüzünden kaybettiğini anlıyor (!).) Sonuç olarak bu acıya daha fazla dayanamıyor ve hayattayken çocuğuyla keyifle oynadığı nehrin kenarında, aklını yitirmiş olarak o bedeni terk ediyor. Ne kocası geliyor, ne de başka biri. Bir kere daha Mary kendini çok yalnız hissediyor(!) (Bu noktada danışanım bir duygu boşalımı (katarsis) yaşadı. Çünkü o hayatta sevdiği herkesi kaybetmiş olduğunu, kazandığı hiç kimse kalmadığını görmekten dolayı ‘gerçekmiş gibi’ büyük bir üzüntü hissetti.)
Mary ölümünün ardından ‘sanal olarak’ geçiş yaptığı ruhsal âlemde ruhsal rehberinin desteğini hissederek o geçmiş yaşamda karşılaştığı karakterlerle diyaloga girdi. Önce kocasıyla karşılaştı ve ona yaşarken söylemek isteyipte söyleyemediklerini söyledi ve ardından onu dinledi: ( Kocasının söyledikleri tamamen bilinçakışıyla birlikte danışanımın ağzından dökülüyür. Empati gerçekleşiyor denebilir.)
Mary çok sinirli bir şekilde onu itekliyor ve;
—Bana sert davrandığın için senden nefret ediyorum.
—Sen de bana hiç ilgi göstermedin.
—Gerek görmedim.
—Beni hiç mi istemedin?
—İstemedim. Hiçbir zaman da ne istemeyeceğim. Seninle burada (ruhsal âlemde) bile uzlaşmak istemiyorum. Seninle zorla evlendirildim. Üvey annem böyle olmasını istedi, babamda bir şey demeyip onayladı.
(Bunları duyan kocası bir yandan üzülüyor, bir yandan da kaba davranışlarından dolayı özür diliyor ve hislerinin böyle olduğunu bilmediğini söylüyor ancak Mary onu affedemiyor.) ve;
–‘Ne işe yarar ki? Tüm mutluluğumu aldın, umut, sevgi bırakmadın. Git karşımdan’ diyor.
Kocasının özrüne rağmen ısrarla bu diyalogun bu şekilde bitmesini isteyen danışanıma böyle bir ilişki deneyimiyle neyi öğrenmesinin hedeflenmiş olabileceğini Ruhsal Rehberine sormasını istedim. Aldığı cevap şuydu:
-‘Acının ne olduğunu ve affetmeyi öğrenmen için’
—Hiç affetmek gelmiyor içimden.
—Hata yapmış olabilir.
—Yorum yapmak istemiyorum.
—Böyle olacağını bilse o da evlenmek istemezdi belki.
(Bunları duyan Mary tekrar kocasına dönüyor ve aynı kızgınlıkla):
--‘Senin için her şey cinsellikti’ diye bağırıyor.
—Hayır değildi. Sadece ilgi görmek istiyordum.
‘İlgi’ sözcüğü danışanımda yeni bir farkındalık oluşturuyor ve onu biraz anlar gibi oluyor ve; –Haklısın. Ama şiddet göstermen gerekmezdi. Farklı davranabilirdin, bana çiçek getirebilirdin meselâ. Asıl sen bana ilgi göstermedin. Anladığım dili bilemedin (!).
—Haklısın.
O anda danışanım kendi kendine konuşur gibi şunları söyledi:
-‘Zaten ilişkinin başı yanlıştı. İkimizde de suç yok’.
Bu farkındalıkla birlikte yeni bir anlayışa ve bakış açısına ulaşan Mary ancak o zaman kocasını affedebildi. Onunla vedalaşarak affetmesiyle birlikte danışanım derin bir nefes aldı. Kendi ifadesiyle sanki üzerinden bir yük kalkmış gibi hafiflemişti.
İkinci karakter olarak üvey annesine söylemek istediklerini söyledi ve onu dinledi;
—Senden nefret ediyorum. Bir yandan da acıyorum. Beni sadece babam gelince evin içine sokuyorsun. Diğer günler odama girmek için evin arkasından dolanmam gerekiyordu. Senden çok gıcık alıyorum.
—Ben de senden gıcık alıyorum. Çünkü baban sana çok ilgi (!) gösteriyordu. Sana çok düşkündü ve sen bana rakiptin. Aslında sana yaklaşmak istedim. Sana bir sürü yeni elbise aldım. Ama sen o kadar sinirliydin ki beni yaklaştırmadın.
—Üzüldüm. O gözle hiç bakmadım. (O anda danışanım annesinin ölümünden sonra çok sinirli bir insana dönüştüğünü algılıyor. Yine aynı anda, yaşarken odasında gördüğü elbiselerin varlık sebebini de çözüyor.) Bu bilgilerle birlikte ona anlayışla yaklaşması ve uzlaşması mümkün oluyor, vedalaşıyor. Danışanım kendisini çok daha iyi hissediyor.
Üçüncü karakter olarak babasıyla karşılaşarak söylemek istediklerini söylüyor ve onu dinliyor;
—Beni niye tanımadığım bir adamla evlendirdin? Üvey annem istedi diye onaylaman şart mıydı bu evliliği?
—Senin üzüldüğünü görüyordum. Bu evden kurtulmanı istedim.
—Bir sevdiğim vardı. Onunla evlenmek isterdim.
—Bilmiyordum. Bilsem, onunla evlendirirdim.
Bu cevapla birlikte Mary nerede yanlış yaptığını anladı ve olayların böyle gelişmesindeki sorumluluğunu üstlendi. Babasıyla iç dünyasını hiç paylaşmamıştı ki.(!) Bu adamla evlenmek istemediğini bile söylememişti(!). Hâl böyle olunca babasını anlamak ve affetmek konusunda hiç zorlanmadı.
Dördüncü karakter olarak çocuğuyla karşılaştı ve ona söylemek istediklerini söyleyerek onu dinledi.
—Sana iyi bakamadım. Sana karşı çok hata yaptım. Ama yapacak bir şeyim yoktu. Özür dilerim. (Mary bunları ona söylerken çocuğunun ne kadar saf duygularda olduğunu ve kendisini hiç suçlamadığını fark ediyordu.)
—Yine de seni çok seviyorum.
—‘Benim yüzümden öldün’ dedikten sonra danışanım kendi kendine konuşur gibi şunları ekledi; -‘Tek yaptığım şey para vermediği için kocama sinirlenmekmiş. Oturmuş beklemişim sadece. Çok gururlu(!) olduğum için gidip birilerinden yardım istememişim. Olan çocuğa olmuş’.-‘Çocuğumu kendi ellerimle öldürdüm’
.
Bu algılamayla birlikte danışanım bir duygu boşalımı yaşıyor. Ardından Ruhsal rehberi ona ‘bu kadar fazla (!) gururun iyi bir şey olmadığını öğrenmesi için bu deneyimi yaşamış olabileceğini söylüyor.
Mary tekrar çocuğuna dönüyor ve;
–Ben hata yaptım. Özür diliyorum’ diyor.
Çocuğu çok hareketli ve güzel bir çocuktu, annesiyle de kucaklaşmaya hazırdı. O geçmiş yaşamda o kadar büyük sevgi ve ilgi görmüştü ki annesinden, kısacık hayatında sevgiye doymuştu sanki. Terapist olarak uzattığım yastığın yardımıyla sanal olarak sımsıkı ona sarılma deneyimi yaşamasını istedim. (Böylece bu sevgiyi, uzlaşmayı, affedilme duygusunu kollarıyla da (!) hissetmesini amaçladım. Danışanım çocuğu yerine koyduğu yastığı seans bitinceye kadar bırakmak istemedi(!). Onu ne kadar sevdiğini ve özlediğini göstermek ister gibiydi. (Bırakmadığı süre içinde yüzündeki mutlu tebessüm görülmeye değerdi.) Kendi ifadesiyle her şey bir yana çocuğu bir yanaydı.
Beşinci karakter olarak sevdiği çocukla karşılaştı ve ona söylemek istediklerini söyleyerek onu dinledi.
—Niye yanıma gelmedin? Niye bana sevdiğini söylemedin?
—Cesaret edemedim. Çünkü benimle ilgilenmiyordun.
—Ama ben sana bakıyordum ve ilgimi gösteriyordum.
—Sana yaklaşmaya cesaretlenecek kadar anlamadım. İlginin boyutunu fark edemedim.
—Çok salakmışsın. Köy yerinde daha fazla ne yapabilirdim ki?
—Salakmışım. Haklısın.
(O anda Mary kendi ifadesiyle salaklığın kendinde(!) olduğunu fark etti. Çünkü ona yaklaşmak istediği zamanlarda çevrede ikisinden başka hiç kimse yoktu. İlgiyi her zaman karşı taraftan beklediğini algıladı(!) Bir yandan da yeni bir farkındalıkla şunları eklemeye başladı; ‘İyi ki onunla evlenmemişim. Çocuğum olmazdı o zaman’(!). Çocuğumla o kadar sevgi dolu anlar paylaştık ki, onunla yaşadığım bu paylaşım her şeye değerdi’
Bu iç görünün ardından sevdiği çocuğu affederek vedalaşması çok kolay oldu.
Son karakter olarak annesiyle karşılaştı ve söylemek istediklerini söyleyerek onu dinledi:
—Niye öldün? Sen ölmesen hiçbir şey böyle olmayacaktı. Kimse beni ezmeyecekti. Çok kızgınım sana.
—Hastaydım.
—Sana çok düşkündüm. Annelik yapmadan bıraktın gittin beni. (derken birlikte Mary yine aniden şunları ekledi; ‘Ama annem ölmeseydi, ben o evliliği yapmayacaktım. O zaman da çocuğum olmazdı’ dedi ve tekrar sımsıkı tutmaya devam ettiği yastığa çocuğu imiş gibi yeniden sarıldı. İyi ki böyle olmuş der gibi.
Bu arada Ruhsal rehberi ona ;‘Ayakların yere sağlam basmayı öğrenesin diye bu deneyimi yaşadın (!) Yoksa destek almak için sürekli annene dayanırdın ve bağımlılık geliştirirdin.’
—Doğru. Ondan ayrılmazdım ve evlenmezdim. Yine de o kadar erken ölmesi mi gerekiyordu?
—Evet. Çünkü ona olan düşkünlüğün aşırıya kaçmaya başlamıştı.
Bunları duyan Mary yaşadığı her şeyin kendi iyiliğine olduğuna kanaat getiriyor ve kızdığı için annesine: ‘Çok özür diliyorum. Ama ne yapayım, çok küçüktüm. Sen de beni anla.’ diyor ve kucaklaşıyorlar. O anda Mary, çocuğu ve annesi bir bütünleşme yaşıyorlar.
Seansın bu kısmında o geçmiş yaşamdaki kişilere ve olaylara bakarak, şimdiki yaşamında hangi kişilere ve olaylara benzediğini bulmasını istedim. Hiç düşünmeden geçmişteki çocuğunun şimdiki annesiyle örtüştüğünü söyledi. Çünkü annesini, sık sık ‘çocuk gibi’ azarlıyormuş. Önceleri bunu niye yaptığına anlam veremezken şimdi bir bağlama oturtmuştu. Bu noktada, şimdiki yaşamındaki annesiyle diyaloga girerek ona söylemek istediklerini söyledi ve onu dinledi:
—Seni çok seviyorum. Senden ayrılmak istemiyorum.
—Ayrılmayacağız.
—Ama evlenirsem ayrılacağız.
—Olsun. Bu görüşmeyeceğiz anlamına gelmezki.
—Hadi sana bir şey olursa ben yokken?
—Bir şey olmaz. Artık çok sağlıklıyım. Bir an önce evlen. Beni yalnız bırakmamak için evlenmemen beni daha çok üzer.
Danışanımın şimdiki annesiyle yaptığı bu sanal diyalogun ardından yaptığımız değerlendirmede, tıpkı geçmiş yaşamda olduğu gibi annesini kaybetme korkusu taşıdığını, bu korkunun da derin düzeyde evlenme kararı vermesine engel (!) olduğunu kavradı. Şimdiki annesini (geçmişte ölümüne sebep olduğu) çocuğu ile örtüştürünce ona karşı kendini borçlu hissediyor ve bir anlamda evlenip gitmeyerek onu yalnız bırakmamış oluyordu (!). Böylece geçmiş yaşamda doyamadığı annesine ve çocuğuna şu anda şimdiki annesinin kimliğinde sahipmiş gibi (!) yeni fark ettiği bu davranışla birlikte o geçmiş yaşamdaki acılarını telafi ediyordu sanki.
Diğer yandan yeterince acı çekmişti ve artık kendini affederek bu acıdan kurtulma vaktinin ‘şimdi’ geldiğini kavramıştı. Annesinin de rızası ‘evlenmesi’ yönünde olduğuna göre, şu anda yaşamakta olduğu ilişkiye ‘cesaretlendirecek kadar’ ilgi göstermesi yeterli olacaktı. Gurur yapıpta ‘ilgi’nin hep karşı taraftan beklemenin nasıl hüsrânla sonuçlandığını geçmişte yaşamıştı. Bir kere daha aynı sebepten mutsuz bir hayat sürmesi aptallık olurdu. Bu noktada psikodrama uygulayarak o geçmiş yaşamda değiştirmek istediği tüm tatsız olayları olumluya çevirdikten sonra artık bütünüyle tamamlanmış hissediyordu. Bu bakış açısıyla ayrıldığı seanstan on gün sonra yaptığımız görüşmede, ilişkisinin ilk başladığı günlerdeki gibi sıcak ve seviyeli sürdüğünü anlattı büyük bir keyifle.
Ayrıca bu süreçte çok önemli başka bir gerçeği daha keşfetmişti. İlişkileri ilk başladığında erkek arkadaşlarına çok anlayış dolu yaklaşıyordu. Ancak sonradan iletişim kazaları yapıyordu. ‘Niye beni aramadın?, seni anlamıyorum, öyle anlaşılmaz davranıyorsun ki sana nasıl yaklaşacağımı bilmiyorum’ tarzında sorgulayıcı ve yargılayıcı yaklaşıyordu. Bu gerçeği fark edince karşısındaki kişiyi nasıl daralttığını(!), ilişkinin neden gittikçe soğuduğunu anladı(!). Ve aslında arkadaşını aradığında söylemek istediği şeylerin tamamen ‘Seni özledim, sesini duymak beni mutlu ediyor, uygunsan şu gün görüşelim mi?’ şeklinde sevgi sözcükleri olduğunu itiraf etti. Bunları söyleyemiyordu (!). Hâl böyle olunca arkadaşından da beklediği ölçüde ilgi göremiyor, derhâl ‘Bu ilişkimde öncekiler gibi bitecek’ gibi olumsuz düşüncelere kapılıyordu. Kendi kendinin moralini bozunca, bir kız olarak bir erkeğe ilgi göstermeyi gurur meselesi yapıyordu.
Danışanım bu kadar çok sebebi üst üste görünce ilişkilerinin neden mutlu sona ulaşamadığını daha iyi anladı. Dolayısıyla şu anda yaşamakta olduğu ilişkisinde artık bu yanlışları bıraktığı için, özü sözü bir olmayı başardığı için, her şey düşündüğünden kolay, sağlıklı ve keyifli sürmeye başlamıştı.
Bir ay sonra tekrar görüştüğümüzde evlilik yolunda ilk somut adımı attıklarını, nişan yüzüklerini aldıklarını anlattı. Kendini aşmış olmanın ödülü tam da özlediği gibi gelmişti. Mutluluğu gözlerinden okunuyordu.
Regresyon Terapisinin uygulanışından sonraki bir haftalık sürede yeni içgörüler, farkındalıklar doğal olarak gelişiyor. Çünkü tıkanıklığın en güçlü sebebi bulunup ortadan kaldırılınca ikincil tıkanıklıklarda su yüzüne çıkacak fırsat buluyor. Böylece yukarıdaki örnek vakada olduğu gibi zincirleme çözülme başlıyor. İşlem doğallıkla kendini tamamlıyor ve danışan artık istediği davranışlarla hayatına devam ediyor.