EGO YÖNETİMİNE VAR MISIN YOK MUSUN????
EGO YÖNETİMİNE VAR MISIN YOK MUSUN?????
Ruhsal ve bedensel kodlamalarımızı kısaca gözden geçirecek olursak şöyle bir listeye ulaşıyoruz: İşte ruhumuzun (öz’ümüzün) ve egomuzun olmazsa olmazları:
ÖZ: VAROLMAK EGO: VAR KALMAK
Varlık bilinci (gerçek kimlik) -Yokluk bilinci (sahte kimlik, roller, etiketler)
Birlik, bütünleşme ihtiyacı -Hissettiği gibi davranmamak
Ruhsal gelişme (değişim) -Kızgınlık, kin, kurban rolü,
Hareket -Korku, yalan, çarpıtma,
Bilgi -Netlik, düzen (rutin) arayışı,
Deneyim ihtiyacı -Doyumsuzluk, konfor arayışı,
Mücadele arzusu
Neşe,
Mizah
Sadelik -Yaşama içgüdüsü abartıldığında
Sevgi güvenlik arayışı artarak,
Sükûnet savunma ve saldırı ortaya çıkıyor.
Gizem
Risk
Hatalardan öğrenme ihtiyacı
Özgün olma ihtiyacı (Biriciklik)
Özgür olma ihtiyacı
Gerçek olma ihtiyacı (Kendini gerçekleştirme)
Disiplin ihtiyacı
Hâl böyleyken iç dünyamızdaki mücadele kendiliğinden ortaya çıkıyor .’Her Musa’nın bir firavunu vardır’ sözü öncelikle iç dünyamızı anlatıyor. Diğer bir ifadeyle, öz ile ego çarpışıp duruyor. İkisini uzlaştırmak, dengede tutmak bayağı kahramanlık ve cesaret istiyor. Aslına bakarsanız bu durum ruhumuza uygun bir deneyim alanı(!) yaratıyor. Çünkü ruhumuz mücadeleyi, heyecanı, gizemi seviyor. O kadarla kalsa iyi … Sevgiyi, mizahı, özgünlüğü, riski, hareketi, bilgilenmeyi, hatalardan ders çıkararak gelişmeyi, özgürlüğe ulaştıran disiplini de çok seviyor.
Öte yandan sevgili egomuz netlik, konfor, düzen ve güvenlikten hoşlanıyor. Öncelikle ‘var kalmalıyım’ diye programlandığından özümüze baskı yapıp duruyor. Doğası gereği yokluk bilinciyle hareket ediyor. Sürekli ‘dikkat et’, yeterince dost yok’, zaman yok’, para yok’, ’yiyecek her an bitebilir ve aç kalırsın yok olursun, var kalmak için stoklamalısın’, kendini korumak için ne gerekirse yapmalısın’, gerekirse yalan söyleyebilirsin’, gerçekleri çarpıtıp rol yapabilirsin’, manipule etmek için her türlü maskeye bürünebilirsin’, kendini korumak için her yol mübah’, ‘güvenilecek insan kalmadı, her an tehlikedesin, o nedenle peşinen önlem almalısın’, ‘gerekirse onlar sana saldırmadan sen saldırmalısın’, ’bencil olmalısın, geleceğini garantiye almalısın, yoksa yok olursun’ v.s. Kısaca korkuyu, kızgınlığı, kin ve nefreti silah gibi kullanarak bizi koruyan(!) kısmımız… (Hem de kime karşı? Özümüze karşı !!!!! ’Sevgiyi ne yapacaksın?, seni zayıflatır, elinde oyuncak olursun, seni kullanırlar, güvenliğini kaybedersin, av olursun v.s.)
Kendisi olmazsa biz bir hiçiz tarzında bizi etkileyip yönetmek isteyen tarafımızın niyeti ne kadar saf ve masum görünüyor, değil mi? İktidarını korumak için oyun içinde oyun kurarak en sonunda özümüzü daraltarak (sevgisizlikten v.s) kendi yok oluşuna da sebep olan tarafımız. Öz olmadan bu iktidarı uygulama alanı olmayacağını unutacak kadar körleşen tarafımız !!!
Ben bu öz ve ego ilişkisini evrensel ölçülerde sanat değeri taşıyan filmlere benzetiyorum. İçinde ruhsal ve bedensel kodlamaların tamamını barındıran, tüm duygularımızla kendimizi kaptırarak izlediğimiz, kendimizi içinde hissettiğimiz, bizi bize gösteren filmlere… Dikkat ederseniz aşk, mizah, risk, gizem, iyi ile kötünün mücadelesi v.s…Hepsi var bu filmlerde…Çok beğenilmelerinin sebebi de, ruhumuza ve egomuza ayna tutması bana göre.
Diğer sanat dallarını da (müzik, resim, tiyatro, roman) ‘evrensel’ kılan özellikler aynı. Bilgi ve deneyim dolu bir kurguyu, kompozisyonu, uyumu, hareketi, özgünlüğü, v.s. bir arada ‘dengeli’ bir şekilde bulunduran eserlere hayranlık duymadan edemiyoruz. Kendi hayatımızın da sanat değeri taşıması için belki de tek gereken öz ile egoyu dengelemek(!). İkisini de eşzamanlı olarak dozajında kullanacak bilince(!) erişmek ; Bazen öz’den yana olmak, bazen egodan. Bazen de hangisini abartmış olduğumuzu anlamak için ikisinden de uzaklaşarak kendimize dışardan bakmak ve olayları kendi doğal akışına bırakmak. Böylece dengeye ulaşmak için dengesizliği de kabullenerek var oluştaki gizemi, ince ayarı ve muazzamlığı fark etmek !!! (Bu farkındalığı kazanmak için eğitimlerde evrensel yasaları hatırlama ve onlara uyumlanma çalışmaları yapıyoruz.)
Bu varoluş düzeninde en hayranlık duyulacak kısım bana göre iç dünyamızın (düşüncelerimizin, inançlarımızın) yansımasını dış dünyada görmek. En büyük zekâ da, dışarıda yaşadıklarımızın dışarıdakilerden kaynaklandığını zannetme tuzağından kurtulmak(!). İçerdeki firavunu yönetme becerimizin, dışarıdakilerle olan ilişkimizin kalitesini gösterdiğini hatırlamak !!!