4 YILLIK EVLİYDİ...ANCAK...
4 YILLIK EVLİYDİ… ANCAK EŞİYLE BİRLİKTE OLAMIYORDU…
22 yaşındaki bir hanım danışanım, ilk görüşmemizde sürekli ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş bir haldeydi. Durumunu anlatırken ağlamasına güçlükle engel oluyordu. Sorunu 4 yıllık evli olmasına ve eşiyle birbirlerini çok sevmelerine rağmen, birleşme korkusunu aşamamış olmaktı. Eşi çok anlayışlı davranıyordu. Bugüne kadar sadece bir kere ‘Madem olmuyor, o zaman boşanalım’ demişti. Ama hemen akabinde özür dilemiş ve sabretmeyi seçmişti. Çünkü karısını gerçekten seviyordu. Danışanım, eşini daha fazla üzmeye, bekletmeye hakkı olmadığını düşünürken, bir yandan da ‘Ya kocamı kaybedersem’ korkusuyla uğraşıyordu. ‘Böyle giderse halim ne olacak’ şeklindeki karamsar düşüncelerin etkisi altındaydı.
Kendi ifademle ‘YETER’ noktasındaydı. Dibe vurmuştu. Bir türlü hız kazanıp yukarı çıkamıyordu. Artık bu durumdan kurtulup normal bir evlilik sürdürmek ve çocuk sahibi olarak gerçek bir ‘aile’ yaşantısına kavuşmak istiyordu. Önceleri hiç kimseyle paylaşamadığı bu üzüntüsünü artık gizleyemeyecek hale gelmişti. Davranışları, gözyaşları iç dünyasını ele vermeye başlamıştı. Artık aileler de durumu öğrenmişti. Neyse ki, korktuğu gibi kendisine kızmamış ayıplamamışlardı. Hatta herkes seferber olmuştu çözüm bulmak için. Akla gelebilecek her türlü çareye başvurulmuştu. Ancak her seferinde korkularına yenik düşmüş, kendisinden yapması istenen egzersizleri bile uygulayacak cesareti bulamamıştı..
Kısaca, zihinsel, ruhsal ve duygusal düzeyde kilitlenme yaşıyordu. O kadarla kalsa iyiydi. Fiziksel olarak ta sık sık boğaz ağrısı çekiyordu ve dizlerindeki ağrılardan bir türlü kurtulamıyordu. ( Uzun süre kendini ifade edememiş, tam tersi tüm duygularını saklamaya, bastırmaya çalışmış bir insanın boğazının ağrımasına şaşmamalı!!! Aldığım terapi eğitimlerine göre, boğaz kendimizi ifade ettiğimiz bölge. Bu bölge işlevine uygun çalışmayınca arıza vermeye başlıyor. Diğer bir deyişle, mesaj vermeye başlıyor. ‘Yanlış giden bir durum var, ilgilen ve çöz’ diyen bir mesaj. Ayrıca, bu kadar gelecek korkusu yaşayan, ‘Ne olacak benim halim?’ diyen birinin dizlerinin ağrıması da bana göre hiç tesadüf değil!!!..Hayatta bizi geleceğe götüren, ileri yürümemizi sağlayan bacaklarımız ‘gelecek korkusu’nun etkisiyle arıza veriyor, kilitleniyor. Bir yandan da sahibine ‘Bu korkuyla devam edersen ruhunu daraltan bu durum fiziksel âlemini de daraltır, yürüyemezsin. Böyle bir sıkıntı yaşamak istemiyorsan dürüst ol, kendine kurduğun tuzaktan kurtulmaya bak’ diye mesaj veriyor. Kendimizi bir süre kandırabiliyoruz, yapmamız gerekenleri erteleyebiliyoruz ama bedenimizi asla kandıramıyoruz!!! Eninde sonunda bizi ele veriyor.)
Tekrar danışanıma dönersek, ilk çalışmada bu boyutta kilitlenmesinin psikolojik sebebini bulduk. Ergenlik döneminde annesi, teyzeleri hep ‘Erkeklerle aynı ortamlarda bulunmayın’ diye sıkı sıkı tembih ederlermiş. ‘Yolda yürürken dikkat edin, göğüsleriniz sallanmasın edepsiz kızlar gibi’ diye uyarırlarmış. Danışanım öyle bir hale gelmiş ki, babasından bile utanır olmuş. O gün bugündür yolda yürürken, kalabalık bir yoldan geçerken ‘hiçbir yeri sallanmasın diye’ kendini kasmaktan ağrılar girermiş vücuduna. Kimsenin olmadığı bir yerden geçiyorsa her an biri gelip kendini kaçıracak, kötü bir şey yapacakmış diye korkarmış. Göğüsleri belli olmasın diye bir yandan bol giysiler giyerken bir yandan da kendini kamburlaştırarak yürürmüş. Öyle ki, kendini sıkmaktan ağlayacak hale gelirmiş. Kısaca insan içine çıkmak, yolda yürümek işkence haline gelmiş. Bu sıkıntılarla büyürken 18 yaşında nişanlanmış. Düğüne yakın günlerde bazı arkadaşlarından ilk birleşmenin çok can yakıcı olduğunu duymuş. Dinlediği örnekler onu o kadar korkutmuş ki, elinden gelse düğünden vazgeçecek hale gelmiş. Ama nişanlısına olan sevgisi, hazırlıkların tamamlanmış olması buna engel olmuş..
Sonrası malûm. Her geçen gün üzüntüsüne korku, korkusuna suçluluk duyguları eşlik etmeye başlamış. Kendinden sonra evlenen bir sürü insanın çocukları olduğu halde, kendisinin bu sorununu aşamamış olması onu kahretmiş. Diğer yandan kocasını çocuk sahibi olma mutluluğundan mahrum bırakmanın sorumluluğu eklenmiş. Bir yandan da kadın olmaktan nefret eder hale gelmiş. ‘Niye en zor görevler kadının?’ gibi içsel şikâyetlere başlamış. Kısaca sorun büyüdükçe karmaşıklaşmış ve bu sorundan kurtulacağına dair umudu neredeyse tükenmişti.
Sonuç olarak, ilk seansta danışanımın önce yolda rahat, korkusuzca yürümesini sağlayacak, bedeninde gevşemiş olmanın nasıl bir duygu olduğunu hatırlatacak bir teknik uyguladık. Bunun için bugüne kadarki yaşamında çok doğal ve rahat olduğu anları bulduk. Örneğin ilkokuldaki veda partisinde tek başına dans ettiğini ve alkışlandığını hatırladı. Eşinin yanında olduğu zamanlar ki rahatlığını hatırladı. Daha yeni nişanlıyken erkek kadın karışık akrabalarıyla beraber çok keyifli ve rahat olduğu bir anını hatırladı. Erkek-kadın karışık olduğu için bu deneyimindeki ‘rahatlık’ duygusunu diğerlerinden daha yoğun olduğunu hissettiği için bu deneyimi kullanarak kendini kasma duygularını ‘esneklik, rahatlık’ duygusu ile çökerttik. Bilgisayar diliyle, zaten sahip olduğu, ancak pasifleşmiş olan bir özelliğini güncelledik, yeniden kullanılır hale getirdik.
Sonraki çalışmalarda, egzersizleri uygulayabilmesi için korkularını cesaret duygusu ile dengeledik. Çünkü en çok ihtiyaç duyduğu şey ‘cesaret’ idi. Sonraki görüşmelerde adım adım korktuğu her duyguyu isimlendirdik. Ne korkusu olduğunun özüne indik. Her bir korku için EFT uyguladık. Önceleri 10 puan verdiği korkusunun şiddetini sıfırlayıncaya kadar devam ettik. Ne korkular çıkmadı ki; örneğin bir tanesi ‘eşime izin verirsem, cinselliğe meraklı olduğumu düşünür ve güvenini kaybederim’ korkusuydu. Paradoks şuydu ki, böyle devam ederse, eşinin güvenini değil ama kendisini kaybedecekti(!). Zaten diğer bir korkusu da eşini kaybetme idi. Bu korkusuna rağmen 2 haftalığına ayrı yataklarda yatma kararını uygulama cesareti gösterdi önce. Sonrasını zamana bıraktık..
Daha fazla ayrıntıya takılmadan tamamlayacak olursak, üçer saat süren toplam 4 seansın sonunda bayağı yol almıştık. Artık ağlama nöbetleri bitmişti ve gülebiliyordu. Yolda rahat ve özgüvenli yürüyebiliyordu. En sevdiği ve çok başarılı olduğu aktivite olan dansı günlük programına koymuştu. Artık gevşemenin tam istediği dakikada mümkün olabileceğini öğrenmişti. Nefes egzersizlerinin bu konuda çok faydasını görüyordu. Toplam 1 ay’ın sonunda tekrar başarısız olursa bir sonraki seansta farklı bir teknik uygulama kararı vermiştik ki müjdeli haberi telefonla bildirdi. Mutluluğunu tarif edecek kelime bulamıyordu. Hayatının en zor dönemecini geçmiş gibi hissediyordu. 2 ay sonra tekrar aradı. Bebek bekliyordu…Ses tonundaki sevinci kullandığı her kelimeden anlamak mümkündü. Kendi ifadesine göre dünyaya yeniden gelmiş gibiydi ve hayat onun için normale dönmüştü.
(Sonuca ulaşmak için bu danışanıma 4 seans yeterli oldu. Ancak vajinismus öyle bir problemki değişim süreci kişiden kişiye farklılık gösterebiliyor. Bazen birkaç seansta çözülebilirken bazen daha uzun sürdüğü de oluyor. Bu süreyi belirleyen şey danışanın kararlılığı, kendine koyduğu sınırları aşmaya ‘hazır’ olup olmama durumu çoğu zaman.)