RUHSAL (DOĞAL) YASALARdan 'Esneklik Yasasına' UYUMLANMANIN GÜCÜne dair gerçek bir hikâye
RUHSAL (DOĞAL) YASALARdan 'Esneklik Yasasına' UYUMLANMANIN GÜCÜ
Yaşadığımız bazı durumlara, insanlara, ya da duygulara direndiğimiz zaman strese gireriz. ’Olmalı, olmamalıydı, asla, hayatta olmaz, kesinlikle kabul etmem’ tarzında ifadeleri çok kullanıyorsanız muhtemelen hayatınızda olan her neyse ona gösterdiğiniz bir tepki, ya da kabullenmeme durumu söz konusudur.
Mükemmelliyetçilerin, kusur kabul etmeyenlerin, hem kendilerine hem de başkalarına karşı ‘katı’ yaklaşan insanların uyumlanması gereken bu yasa uyumlanılmadığı takdirde başağrısı, migren, sinirlilik, neşe’den yoksunluk gibi fiziksel ve ruhsal sorunlara neden olabilir.
Geçenlerde bir hanım danışanım eşinin de bulunduğu bir toplulukta eşinin yeniden politikaya girmesine ‘Kesinlikle olmaz, hayatta kabul etmem’ diyerek şiddetle karşı çıktığını anlatıyordu. Karşı çıkmasının nedeni önceki deneyimlerden maddi manevi zarar görmüş olmalarıydı. Zaten eşi de ‘bir daha olmaz’ diyerek bir anlamda söz vermişti karısına. Ancak gelişmeler pekte öyle olmamıştı.
Benimle görüşmek istemesinin sebebi eşinin kendinden gizlice bir partiye yeniden kaydolduğunu öğrenmesiydi. Kendi içinde şok yaşıyordu, henüz eşine öğrendiğini söylememişti, çok kızgındı ve nasıl davranacağını bilemiyordu. Kendisinin bu kadar tepkili olduğu bir konuda böyle davranmış olmasını kabul edemiyordu. Bu arada eşinin evde sürekli huzursuzluk yarattığını, kusur aradığını, sinirli olduğunu anlattı. Bu durum yüzünden tüm aile gerginlik yaşıyordu.
Görüşmemizin devamında çok zor olmakla birlikte esnemesi gerektiğini kabullendi(!). Bu kadar şiddetli tepki göreceğini bilmesine rağmen kocası ‘gizlice’ yapmayı göze aldıysa demek ki çok istiyordu politikayla uğraşmayı. (Hatta eşinin inadına yapmış olması kuvvetle muhtemeldi !!!..Belki de, kocasının bu davranışı ‘yönetilmeye’ gösterdiği tepkiydi..Çünkü maddi-manevi zarar gördüğünü bazen kendisi de itiraf ediyordu..Ayrıca, politika gibi bir konuda bir insan aktif işler yapıyorsa gizli kalma ihtimâli ne kadardır?)..Evde çıkardığı huzursuzluk muhtemelen istediği şeyi özgürce yapamamanın verdiği kızgınlığın ve bunu gizlice yapmanın verdiği suçluluğun, huzursuzluğun yansımasıydı..
Danışanımın yapabileceği en akıllıca davranış ‘olanı olduğu gibi kabul edip’ anlayış göstermekti. Çünkü direnç göstermek ters tepmiş, en istemediği sonuç ortaya çıkmıştı. Yeni bir bakış açısına ve davranışa yönelmesi şart olmuştu..Kısaca, kendini yenilemesinin, katı görüşlerini törpülemesinin, kendi içinde esnemesinin zamanıydı..(Bana öyle geliyor ki danışanımın böyle bir deneyim yaşamasının en önemli sebebi abarttığı bu özelliğiydi !!!) Böylece eşi ‘inadına yapmak’ yerine kendi özgür iradesiyle politika hakkındaki gerçek hislerine ulaşacak ve kendi kararıyla vazgeçebilecekti!!! Danışanım en azından böyle bir olasılığa izin vermiş olacaktı. Sonuç olarak bu süreci ‘tepkili’ karşılamak yerine ‘etkili’ bir biçimde yönetme kararı aldı!!!!..
Pasifçe boyun eğmekten ya da direnmeden çok durumu tüm ailesinin iyiliğine olacak biçimde kullanma kararı verdi. Eşini bir akşam dışarıda yemeğe davet etti. Durumdan haberdar olduğunu, politika konusunda onu anladığını, ancak eskiden yaşadıkları tatsızlıkları yeniden yaşamaktan korktuğunu, bu konuda rahatlamaya ihtiyacı olduğunu anlattı. Politikayı onaylamadığını, ancak artık köstek olmayacağını ekledi. Hatta ona politik hayatında başarılar diledi!!!!. (Bunu başardığı için danışanım daha sonra kendiyle gurur duydu.)
Bu değişim karşısında şok yaşama sırası danışanımın eşindeydi. Bu kez daha dikkatli davranacağını ve ailesine bir zarar getirmeden politikayı daha dengeli yürütebileceğini söyledi. Böylece evin atmosferi yüksek gerilimden kurtulup, esnemenin yumuşaklığına dönüştü. Ruhuna ve ruhsal yasalara uygun davranınca doğa’nın da desteği gelmeye başlamıştı. (Bir süre sonra kocası, politikanın zorluklarından bıktığını söyleyip aktif görevinden istifa etti.)
Danışanım bir taşla iki kuş vurmuştu. Engelleri kucaklayıp ilerleme vasıtası olarak kullanmayı öğrenirken, uç noktalarda yaşadığı tüm katı bakış açılarını gözden geçirerek esnek olmanın sağlıklı yansımalarını yaşamaya başladı. ‘Yeniden doğuş galiba böyle bir şey’ diyerek hislerini ifade etti. ( Danışanımın bu sözlerine katılıyorum..Belki de ‘reenkarnasyon’ dediğimiz kavram aynı ömrün içindeki farkındalıklar, sıçramalardır!!!..Çünkü, siz değişince birçok şey değişiyor ve eskisinden farklı bir yaşam başlıyor..Hani bizi çok şaşırtan, yeni bir şey öğrendiğimizde, ‘Bir yaşıma daha girdim’ dediğimiz anlar vardır. Kızılderililer biyolojik yaş dönümlerini değil de, o an’ları kutlarlarmış doğum günü olarak. Derin düzeyde varoluş amacımızın kendi üzerimizde çalışarak kendimizi aşmak olduğunu düşünüyorum..)
Karşılaştığımız her şeyi uzun vadede bizi daha güçlü kılabilecek potansiyel bir ders olarak gördüğümüzde olan şey hakkındaki beklentilerimizi, yargılarımızı aşıp hayatı kucaklayabiliriz. Böylece her sorunun içindeki fırsatı yakalayabiliriz. Şu sözü çok seviyorum; ‘Rüzgâr kuvvetli esiyorsa onu sadece kabullenmez ya da katlanmayız, ama yel değirmenleri de inşa ederiz’.
Görülen o ki, esneklik, koşullara uyabilmek, su gibi kabın (şimdiki anın) şeklini almak anlamına geliyor. İçine giren kum tanesini çıkarmak için onu iterek dışarı atmak yerine, (sonuç alınamayacak bir çabaya girmektense) kendine çekerek salgıladığı özel bir sıvıyla kum tanesinin üstünü saran ve onu değerli bir inciye dönüştüren deniz kabuğu bu yasaya en güzel örnek.
Reiki çalışmalarında esnek olabilmenin bağışıklık sistemimizi güçlendirdiğini öğrenmiştim. Bana çok mantıklı gelen bu bilgi kendimizle savaşmaktansa, kimliğimize uyumlu davranarak özgün, sağlıklı ve üretken olabileceğimizi anlatıyor.
Başka bir örnekle tamamlayayım bu yasayı. Bir arkadaşımın oldubitti çekingen bir tarafı vardı ve bu özelliğinden hiç hoşnut değildi. Uzun süre kendiyle mücadele ettiğini hatırlıyorum. İfadesine göre bu durum iletişim becerisini zayıflatıyordu ve kendini ifade etmesini zorlaştırıyordu. Dolayısıyla, hem çok yoruluyor, mutsuz oluyor, hem de kendini sevemiyordu bir türlü. Bir gün mücadele etmeme kararı verdi ve çekingen kimliğine en uygun kendini nasıl ifade edebileceğini düşündü. Bir arkadaşının teşvikiyle seramik çalışmalarına katılmaya başladı. Zaman içinde sergi açacak düzeyde ilerletti bu becerisini. Ardından, deneme tarzında yazılar yazmaya başladı doğallıkla. Çünkü yazarak kendini daha iyi ifade ettiğini fark etti. Henüz onları yayınlamıyor. Ancak yazmanın deşarj edici etkisiyle olsa gerek, şimdilerde eskisinden çok daha huzurlu, özgüvenli ve üretken yaşıyor hayatını.
Gerçek kimliğimizi itmektense bizi çektiği yöne uyumlanmak kendimizle barışmayı getiriyor ve günışığına çıkmak için zaten orada olan becerilerimiz hayat buluyor. Bu kazanımla birlikte ‘Bir gün çekingenliğimi seveceğimi kırk yıl kalsam düşünemezdim herhalde’ diyerek duygularını ifade etti.
İlginç olan şu ki, siz sevmeye başlayınca çekingenlikten sıkıntı duymaz oluyorsunuz. Böylece başkaları da sizi bu halinizle kabul edip sevmeye başlıyor !!!! Olduğun halinle kendini kabul etmenin hafifliği denebilir bu duruma. Ayrıca, ne yapalım ki, herkes girişken olmak zorunda değil. Sonuçta girişkenliği de yönetmek, özgün ve üretken hale getirmek tıpkı çekingenlikte olduğu gibi özel bir dikkat gerektiriyor.