REGRESYON TERAPİSİYLE EVRENE 'YENİDEN' GÜVENMEYE BAŞLADI !!!!!
REGRESYON TERAPİSİYLE EVRENE ‘YENİDEN’ GÜVENMEYE BAŞLADI!!!!!!!
25 yaşındaki sipiritüel konularla ilgili birikimi fazla olan bu güzel genç kız küçüklüğünde cinsellikle ilgili tabularla büyümüştü. Ekonomik durumu iyi olmayan, dedikodunun bol olduğu bir ortamda yaşamıştı ve hiç erkek arkadaşı olmamıştı bugüne kadar. Çünkü olursa ‘kötü’,‘hafif kız’ diyeceklerini düşünüyordu. Ortaokul, lise döneminde babası onun bekçisi gibiydi. Okutmuştu, hatta üniversiteye de göndermişti kızını ama bir ‘yanlış’a sapmasın diye her an takip altında tutuyordu.(Ne de olsa ortam çok bozuktu ve hiç kimseye güven olmazdı(!). Çoğu zaman takip etmese bile takip ediyormuş izlenimi vermişti. Sonraki günlerde bekçiye gerek yoktu. Çünkü danışanımın otokontrolü o kadar güçlü hale gelmişti ki kendi yasaklarını kendi koyar hale gelmişti(!). Hatta hiç kimseye aşık olmasın diye yurtdışında yaşamakta olan hiç ulaşamayacağı yaşıtı, ünlü birine platonik duygular besleyerek ‘aşk’ ihtiyacını tatmin etmeye başlamıştı. Bu duyguyu 14 yaşından beri o kadar derin yaşıyordu ki artık onun eş ruhu olduğuna inanmıştı. Rüyaları bile onunla doluydu. Çok güvendiği evren eşzamanlı o kadar ilginç tesadüfler yaşatıyordu ki inancı her geçen gün büyümüştü(!) Hayatına yalnızca onu sokabilirdi. Yalnızca onunla temiz bir ilişkisi olabilirdi. Hayallerinde başka birisine yer yoktu. Bu durum onu bir yandan çok mutlu ederken bir yandan da genel anlamda diğer erkeklerden koruyordu(!). Çünkü onlara güvenmiyordu. Nasıl güvenebilirdi ki? En yakınındaki ‘ailem’ dediği insanların, kadınlarda dâhil, bir sürü açığını yakalamıştı. İlişkilerin sahteliğine, göz göre göre aldatma olaylarına, yalanlara, entrikalara tanık olmuştu. Bu yüzden de kafası çok karışıktı.
Bir ay öncesine kadar ne isterse oluyordu. Sanki evrenle net bir iletişim halindeydi. İmkânsız gibi görünen dilekleri bile kabul görüyordu. Öyle ki, şartlar çok zor gibi göründüğü halde yurtdışına gidebilmiş, platonik duygular beslediği kişiye ulaşmış, tanışmış, hatta aralarında bir yakınlaşma bile başlamıştı(!). Sanki önceden plânlanmış bir kurgu adım adım kendiliğinden gerçekleşiyordu. Her şeyin yolunda gideceğine, onun eş ruhu olduğu için evrenin ikisini bir arada tutacağına dair hiçbir şüphesi kalmamıştı artık. Her saniyesi şükür doluydu. Ancak ilişki tam başlamış gibiyken birdenbire aksilikler ortaya çıkmış, yolları yeniden ayrılmıştı(!) Bir anda her şey ters gitmeye başlamıştı. Sanki evren artık kendisini değil, eş ruhunun çevresindeki entrikacı insanları destekliyor gibiydi(!) Bu yüzden çok ama çok kızgındı. Türkiye’ye dönmek zorunda kalmıştı. Üzüntüden, hayal kırıklığından ülser olmuştu. Alerjik bir durum başlamış ve burnundan rahat soluyamaz olmuştu. Adet sancıları dayanılmaz olmaya başlamıştı. Zaten yumurtalıkları da iltihaplıydı. Bu kadar inançlıyken ve her şey önceden yazılmış gibi pürüzsüzce ilerlerken ortaya çıkan aksiliklere anlam veremiyordu. Bir yerde bir yanlış vardı ama nerede? Bu sorunun cevabını acilen bulmalıydı. Yoksa evrene, sisteme (çekim yasasına) olan güvenini sonsuza kadar kaybedecekti. Öyle zor bir dönemden geçiyordu ki geleceğini planlayamıyor, hayatını kazanmak için eyleme geçemiyordu. Olumsuz inançlardan ve ‘yersiz’ suçluluk duygularından bir an önce arınmak ihtiyacındaydı. Çünkü hayata hiçbir bağlılık duymaz olmuştu. Eş ruhu yoksa hayat da yoktu. Ondan başkası kendine yabancıydı. Eş ruhunun bir çocuk gibi korunmaya ihtiyacı olduğunu düşünüyor, kendisinin bir parçası olduğuna inanıyor ve onun yanında olup ta onu sömüren kızlardan koruyamadığı için üzüntüden kahroluyordu. Danışanım zeki ve sezgileri güçlü bir kızdı. Üzüntüsünün de etkisiyle ön görüşmenin sonunda durumunu ‘Ya ben şizofrenim, ya da ondan önce ruhsal bilgilere uyandım ve onun da uyanması için geçmesi gereken bir süre var. O yüzden birleşmemize engeller çıkıyor’(!) şeklinde tanımladı. Bu arada kendi engellerini de açık yüreklilikle görüp, kabullendi. Cinselliğe ayıp, kötü, günah diye bakarken eş ruhuyla bile sağlıklı bir ilişkisi olamazdı(!) Aslında yalnızca eş ruhunun değil, kendisinin de arınmak için zamana ihtiyacı olduğunu kavradı(!)
Regresyon Terapisini isteme nedeni yukarıdaki tüm tıkanıklıklarla ilgili aydınlanmak ve arınmaktı. Çünkü kendini ve yakın çevresindeki entrikacı insanları anlamaya, affetmeye ihtiyacı vardı. Hepsinden önemlisi Allaha, evrene, çekim yasasına yeniden güvenmeye şiddetle ihtiyacı olduğunun farkındaydı. Regresyon Terapisiyle bu ihtiyaçlarını karşılayacağını hissediyordu. Ve seans esnasında kendini Fas’ta yaşayan 11 yaşındaki fakir bir kız çocuğu olarak gördü. Bir gün kötü adamlar geliyor ve borçlarından dolayı babasını öldürüyorlar. Annesini de ‘kadın’ olduğu için öldürmekten zevk alıyorlar. Bu travmadan dolayı yalnızlık, çaresizlik ve derin bir üzüntü duyuyor. Dünyayı karanlık bir yer olarak algılıyor ve bir daha anne-babası göremeyeceğini, onları çok özleyeceğini düşünüyor. Sonra bir adamla kadın geliyor ve kendisiyle kız kardeşini alarak ayrı yerlere götürüyorlar. Kız kardeşinin zengin ve güvenilir şartlarda büyüyeceğini algılıyor. Onun adına seviniyor. Kendisi fakir bir aileye veriliyor. Burada hiç mutlu olmuyor. Çünkü çok sevgisiz(!) davranıyorlar. Mecburiyetten bir süre orada kalıyor. Derken evin hanımı kocasıyla kavga ediyor ve ‘Bu kıza bakacak paramız yok, götür buradan’ diyor ve adam onu soylu bir aileye hizmetçi olarak veriyor. Orada yaşarken serpilip büyüyor ve güzelleşiyor. Kendine çok güveniyor ama sonuç olarak hizmetçi olduğu için kendini değersiz(!) hissediyor. Bu evde de rahat edemiyor. Çünkü evin hanımı onun gençliğini ve güzelliğini kıskandığı(!) için nefretle yaklaşıyor. Orada da çok kalmıyor.
19 yaşlarında bir iftiraya uğruyor ve bir adamdan dayak yiyor. Evin hanımının inci kolyesini çalmakla suçlanıyor ve evden kovuluyor. Çalmadığına inandıramadığı için çok acı çekiyor ve incinmiş hissediyor. Bu evden ayrıldığına üzülüyor. Çünkü güzel bir evmiş burası.
Sonrasında dansöz oluyor. Hiçbir şekilde fahişelik yapmıyor. Çünkü çok yakışıklı, güçlü ve olgun bir erkek onu seviyor, koruyor. Dolayısıyla bir tür dokunulmazlığı olduğunu hissediyor. Hiç kimse ona yan gözle bakamıyor (!). Bu sevgiden o kadar mutlu oluyor ki evlenme hayalleri kuruyor. Sevdiği adam ‘gel gidelim buralardan. Evlenelim’ diyor. Ancak danışanım onun ailesiyle tanışmaktan korkuyor. Çünkü dansöz olduğu için kızabilirler, hafif bir kız olduğunu düşünür de reddederler diye endişeleniyor (!). Yine de onunla gitmeyi kabul ediyor. Neyse ki korktuğu gibi olmuyor ve ailesi onu kabulleniyor. Çünkü o kadar saygılı ve güzel ki bu özelliği onları olumlu etkiliyor. Yalnızca görümcesi ondan hoşlanmıyor ve kıskanıyor(!) Eşi ikisinin arasında kalıyor. Kısa bir süre sonra görümcesi evlenip gidiyor ve danışanım rahatlıyor. Eşi ve ailesiyle sevgi dolu bir hayat yaşamaya başlıyor. Öyle mutlu oluyor ki eskiden dansözlük yaptığı unutuluyor.
27 yaşlarında eşini iş ile ilgili bir nedenden dolayı öldürüyorlar. Danışanım kederinden çıldırıyor. Onu öldürenleri öldürmeye yemin ediyor ve ona ‘ölünceye kadar sana sadık kalarak ölüp yanına geleceğim’ diye söz veriyor. O günden sonra hayat zindana dönüyor. Artık hiçbir şekilde eskisi gibi mutlu olamıyor, hayatı boş, iğrenç ve sıkıcı buluyor. Kaynanasının da ölümünün ardından kayınbabasıyla tek kalıyor ve birbirlerine destek olarak yaşamaya devam ediyorlar.
40 yaşlarında kayınbabası da öldüğü için tek kalmış. Bu yüzden askeri bir hastanede gönüllü olarak çalışmaya başlıyor. Oradaki askerlerle tartışıyor. Çünkü insanlara kötü davranıyorlar. (Bu arada kendisine talip olan erkekler oluyor ancak çok sinirleniyor onlara. Çünkü eşinin ruhuna o kadar bağlı ve o kadar sadık ki, ona asla ihanet edemeyeceği gibi hiç kimsenin kendisine aynı şefkati gösteremeyeceğini düşünüyor.) Tartışmanın ardından dışarı çıkıyor ve kızgınlığının etkisinden, dikkatinin dağınıklığından kaza geçiriyor. Bir at arabasının altında eziliyor. Canı çok yanıyor. Hastanede kalıyor bir süre. Toparlanmakta zorlanıyor. Bir gün çok mutsuz ve umutsuz olduğu bir anda kız kardeşi çıkageliyor ve onu evine götürüyor. Kız kardeşinin mutlu bir evliliği ve güzel bir evi olduğunu görüyor. Danışanım burada kalmaya başlıyor ama içinde bir huzursuzluk var ve burada kendini güvende hissetmiyor(!). Çünkü eniştesi göründüğünden çok farklı, adi bir insanmış. Bir gün danışanıma tecavüze yelteniyor. Çok korkuyor ve dayanamayıp çığlık atıyor. Çığlıklara kız kardeşi koşup geliyor. Danışanım eniştesinin iftira atacağını bildiği için kaçıyor oradan. Ayrıca kardeşinin güvende olmadığını gördüğü için çok üzülüyor onun durumuna.
47 yaşlarında kendini evinde ve depresyonda görüyor. Midesi çok ağrıyor(!). Sıkıntıyı karnında hissediyor. Çaresizlik hissederken kendini öldürecek kadar da güçlü hissediyor. Çünkü o zaman ruhu çok sevdiği eşinin ruhuyla buluşacak ve huzur bulacak diye düşünüyor. Zihni ve sezgileri birbirine karışıyor. Ancak daha ömrü olduğunu algılıyor. Çok sıkılıyor ve tekrar çalışmaya başlıyor. Hastane gibi bir yerde hemşirelik yapıyor, insanlara yardım ediyor. En çok ta kadınlara ve çocuklara yöneliyor. Oradakiler danışanımı çok seviyor. Yalnız yaşayan tüm kadınlar için ve kız kardeşi için çok endişeleniyor(!). Buna engel olamıyor bir türlü ve çareyi Allaha sığınmakta buluyor. Bu arada askerlerin sert davranışları devam ediyor ve dayanacak gücü Allah inancından alıyor.
55 yaşlarında kendini Allaha daha yakın hissediyor. Rahibe gibi yaşıyor. Manastır gibi bir yerde sürekli ibadet ederek yaşarken eskiden eşine duyduğu sevgiyi Allaha yöneltmiş olduğunu hissediyor. Çok ağlıyor ve boğazında bir ağrı ile o bedeni terk ederken ruhsal âlemde huzura kavuşacağı için de seviniyor.
Ruhsal âleme geçer geçmez derin bir oh çekiyor o yaşamdan kurtulduğu için. Çünkü buranın hafif, dünyanınsa ağır olduğunu algılıyor.
Ruhsal âlemde ilk diyalogu kendine iftira atan evin hanımıyla yapıyor:
—Neden öyle bir şey yaptın bana? Ne kadar cadısın sen.
—O kadar güzel görünüyordun ki seni kıskanıyordum. O yüzden seni aşağılamak istedim.
—Bana söz ver bir daha hiç kimseye böyle bir şey yapmayacağına. Bu çok acı bir şey.
—Benim için de acıydı. Çünkü istediklerim sende var, bende yoktu.
—O zaman kendinle barışık değilsin. Ben sana hiç bir şey yapmadımki.
—Evet. Biliyorum. Söz. Başkasını üzmemek için elimden geleni yapacağım. Zaten bunun için tekâmül ediyorum.
—Yine de bana iftira atmanı kabul edemiyorum.
—Özür dilerim. Bu durumu yaşattığım insanlardan sadece bir tanesisin.
—Bana ne öğretmek istedin?
—Bütün bu duygularına rağmen beni sevebilecek misin?
—Kırgınlığım geçmiş değil. Yine de seni anlayabilirim..
(Bu sırada Ruhsal rehberi karnına dokunuyor ve ‘Sabırlı ol, hepsi çözülecek’ diyor.)(Bir süre bu şifanın tamamlanmasını bekliyoruz)
İkinci diyalogu kız kardeşi ile yapıyor:
—Lütfen suçluluk duymayı bırak ve benim için endişelenme. Ben senin için üzülüyorum. Umarım yaşadıklarının etkisini atlatırsın. Sonuçta kocamda ruh arkadaşımız ve bize bir şeyler öğretmeye çalışıyor.
—Ne biçim bir öğretiymiş bu.
Ruhsal Rehberi -‘Bunları bu kadar takma. Sürekli bu olumsuz enerjiyle yaşama. Esnek ol. Sen bir şey kaybetmedin. Anlayış geliştirmek için yaşadın bunları.
Üçüncü diyalogu görümcesiyle yapıyor:
—Senin ağabeyimle ilişkini kıskandım. Ben böyle sıcak ilişkiler kuramıyorum.
—Ama bu senin elinde.
—Yapamıyorum. Duygularımdan vazgeçemiyorum. İllaki benim dediğim olacak. Sülük gibi yapışmış bana bu duygu. Ayrıca seni çok güçlü görüyordum.
—Çocukluğuna veriyorum. Benim canımı yaktın ama söz ver başkasına bunları yapmayacağına.
—Tamam. Özür dilerim. Ayrıca bilmeni isterim ki bu da oyunun bir parçası.
—Ne oyunu?
—Adını net koyamıyorum ama sen de bana aynısını yapmıştın ve empati hissetmemiştin. Önceki yaşamımızda seninle kardeştik. Senin eşyalarını aldığımda beni cırmalardın. Farkında bile değildin yaptığının.
—Farkında olsam yapmazdım.
—Ödeştik işte.—Sen sevdiğini zannediyorsun ama sevgini engelliyorsun aslında. Göğsünde çok öncelerden kalmış bir tıkanıklık, bir bariyer var. Kimseyi geçirmiyorsun oradan.
(Danışanım bir iç görü ve yüzleşme yaşıyor. Sarılıyorlar birbirlerine)—Haklısın. Sanki o bariyer beni incinmekten koruyor gibi. O kadar çok sevildiğimi sanıp incindim ki bir kere daha incinirsem dayanamam diye korkuyorum. Nasıl çözebilirim bu bariyeri bilemiyorum?
Ruhsal rehber-‘Çözülecek, bize bırak’.
—Söz mü? Çözüldüğünü görmek, hissetmek istiyorum. Gece ben uyurken ellerinizi bedenime koyun. Karnıma ve göğüs bölgeme. Uyandığımda işlem bitmiş olsun.
—Tamam. Şimdiden başlıyoruz.
(Bir süre bu şifa sürecinin tamamlanmasını bekliyoruz. Danışanım rahatlıyor)
Eşiyle diyalog:
—Benim bu görüntüm eski. Şu anda yeni bir görüntüyle dünyadayım. Yeni halimle gör beni. Yeni halim eş ruhum dediğin kişi. Söylemeliyim ki çok güzel bir kızsın.
—Teşekkür ederim.
(Bu bilgi üzerine danışanım şimdiki hayatında eş ruhum dediği kişiyle sanki ruhsal âlemdeymiş gibi diyaloga giriyor):
—Neden bu kadar güçsüz ve zayıfsın? Neden gerçek sevginin peşinden gitmiyorsun?
--Karmik borçlarım var. Seninle huzurlu olmam için önce onları bitirmem gerekiyor. Evrimimi tamamlıyorum. Sen son olacaksın.
R:R.- Bundan sonra biz istesek te sizi ayıramayız. Başka gezegene de gitseniz beraber devam edeceksiniz.
—Cesaretli olmasam da evren bizi itecek. Bekle.
—Öf. Bekle, bekle… Hadi başkasıyla evlenirsen?
—Eninde sonunda sana geleceğim.
—50 yaşıma gelince geleceksen istemiyorum.
—Gençliğimizi yaşayacağız.
—Sana inanmıyorum. Hayal kırıklığına uğrattın beni. Tekrar uğratacaksın. Çık git hayatımdan. Cesur ol biraz.
(Eş ruhu utanmışçasına yere bakıyor)
Bu sırada Ruhsal Rehberi devreye girerek:
— Tek başına da olsan gücünü hissedip kullanabilirsin. Buna izin ver. Ben her türlü desteği vereceğim. Çünkü sana bağımlılık değil, bağımsızlık yakışır. Sana yardımım karmasal değil, tekâmülsel olacak. Söz veriyorum.
—Tamam. Güçlü olmaya çalışacağım.
(Eş ruhuna dönerek)—Seni bekleyeyim mi?
—Bana inanıyorsan bekle.
—Biliyorum. Bir gün kafana dank edecek ve geleceksin.
—Evet. Bunu bende çok istiyorum.
—Peki. Seni seviyorum.
(Sarılıyorlar. Bu sarılma sonrasında danışanım çok rahatlıyor)
Ruhsal Rehberi yine devreye giriyor ve:
— Kendini karanlığa sokup, ışığın olmayacağını sandığın bir anda ışığı görmek için bu deneyimi sen seçtin(!). Karanlığın sonu işte burası. Şu an(!).
—Umarım. Bir daha ne bu hayatta, ne de başkasında böyle bir illüzyonu reddediyorum, serbest bırakıyorum. Hafiflemek istiyorum. Bunu nasıl yapabilirim? Lütfen bana yardım et.
Ruhsal Rehberi- İzin ver koyduğun tüm engeller çıksın, gitsin. Şu an’a kadar bu engellerin seni koruduğunu zannediyordun. Artık korumadığını öğrendin.
—Evet. Doğru. Teşekkür ederim.
Dördüncü diyalogu şimdiki anne-babasıyla yapıyor:
—Neden anlaşamıyorsunuz?
—Çünkü aramızda yoğun bir karma var.
—Peki, bizim ne suçumuz var?
—Bunlar size armağanlarımız. Böylece bize bağımlı olmamayı öğreniyor, daha güçlü yetişiyorsunuz.
—Anladım. Ama yine de bir gün bir sinir anında birbirinizi öldüreceksiniz diye korkuyorum. Bitirin artık şu karmanızı.
— Şu anda hissettiğin acı fiziksel dünyaya ait. Biz anne-baban olduğumuz için böyle hissetmen normal.
Ruhsal Rehber - İlle de çözülmesi gerekmiyor. Bırak onları kendi hallerine. Senin yolun bambaşka. Onlar farkında olmasalar da karmalarını çözüyorlar. Takma onlara. Kendi hayatınla meşgul olmayı öğren. Mutlu bir evliliğin ve çocukların olacak. Anne- babanda olsa başkalarının ruh hallerinden etkilenmemeyi öğrenmek için yaşadın bu deneyimi(!).
Bu önerinin ve uyguladığımız psikodramanın ardından danışanım yaşadıkların anlamını yeniden, farklı bir bakış açısıyla değerlendirmeye başladı. Seansın sonunda iç dünyasında bir şeyler olumlu yönde değişmişti gerçekten. Ancak taşların yerli yerine oturması için biraz daha zamana ihtiyacı vardı. Şimdiki hayat hikâyesine baktığımızda bu çok doğaldı.