Fiziksel ve Ruhsal Bedenimize aldıklarımız neler yaşatabiliyor? (Kendi deneyimlerimden bir seçki)
Fiziksel ve Ruhsal Bedenimize aldıklarımız neler yapabiliyor? (Kendi deneyimlerimden bir seçki)
Doğru ve erken teşhisin önemi yalnızca fiziksel beden sağlığımız için değil, ruhsal, zihinsel ve duygusal bedenimiz için de geçerli. Ve teşhis edilen sorun’un psikoljik anlamda çözümünün kişiye özgü biricikliği her seferinde benim için sürpriz oluyor. İnsanoğlu bilinçli veya bilinçsiz yaşadıklarının süzgecinden geçirerek yakaladığı bakış açısıyla, içsel bir sezişle, anlık verdiği kararlarla gerçekten biricik ..Parmak izimizde, ses tonumuzda, gözbebeğimizde, el yazımızda olduğu gibi…(Geçenlerde bir Prof. Doktor uluslar arası tıp kongresinden yeni döndüğünü ve devrim yaratacak yeni tedavi yöntemleri bulunduğunu anlatıyordu.. Şu cümlesi dikkatimi çekti: ‘Artık kişiye özgü bireysel tedaviler uygulanacak. Kime hangi yiyecek yarıyor, hangisi yaramıyor tespit edilecek. Örneğin peynir bir kişiye iyi gelirken bir başkasına iyi gelmiyormuş ve doktorun kendisine de peynir yememesi önerilmiş.)
Bu haber bana yine kendi deneyimimi hatırlattı. 30’lu yaşlarımdan itibaren zaman zaman parmak eklemlerimde şişlik , kızarıklık ve ağrı oluyordu..Değişik zamanlarda değişik parmaklarımda ortaya çıkıyordu bu durum ve bir-iki gün o elimi açıp kapatamadığım için sıkıntı çekiyordum..Yaklaşık 8 sene kadar süren bu rahatsızlıkla ilgili büyük hastanelerde değişik zamanlarda bir sürü tahlil yaptırmama rağmen sonuçlar kan değerlerimin normal olduğunu gösteriyordu..Bu yüzden de konusunda uzman doktorlar haklı olarak bu sonuçlara göre herhangi bir ilaç veremiyorlardı..Sadece bir çeşit romatizma olduğunu söylemekle yetindiler…Kısaca kendi rahatsızlığımla baş başa kaldım..Kendimce ağrı olduğu günlerde aspirin alarak hayatıma devam ederken bir gün Adana’daki Transandantal Meditasyon merkezine Hintli Ayurveda uzmanları geldi..Çare bulma arayışım beni onlarla buluşturdu..İyi ki gitmişim..Çünkü, bazı soruların ve nabız atışımı el bileğimden incelemelerinin ardından bana önerdikleri tek şey bazı yiyecekleri diyet listemden çıkarmak oldu..2 ay süreyle süt ürünleri, patates, havuç, muz, çay, kahve, çikolata, kuruyemiş ve lahana yemememi söylediler..Sonrasında azar azar yiyebileceğimi anlattılar..Uyguladım..O günden beri her şey yolunda..(Özellikle süt ürünlerini, çok faydalıdır diye yoğurdu ve ve çok sevdiğim için de patatesi önceki günlerde çok tükettiğimi fark ettim.) O nedenle kim uzun süren bir rahatsızlık yaşıyorsa yediği şeylere bakmasını ve çok tükettiklerini kısmasını tavsiye eder oldum. (Gerçekten bir sürü benzer özelliğimize rağmen bazı konularda çok biricik insanlarız. İnsan yaratılıştaki bu zenginliğe şaşırmadan, hayranlık duymadan edemiyor.)
Diğer yandan 2 aylık süreçte hastalıkların psikolojik nedenlerine dair inancım da devreye girerek, kişilik özelliklerime, genelde sıklıkla olumsuz etkilendiğim durumlara baktım.(Louis Hay’in ‘Düşünce gücüyle tedavi’ adlı kitabından faydalandım). Çok içerleyen, kendini ifade edemeyen, suçlayıcı, yargılayıcı, alıngan tarafımla karşılaştım. Zaten biliyordum da açık yüreklilikle yüzleşip kabullenemediğimi(!) hatırlıyorum. Mükemmelliyetçi tarafım buna engel oluyordu. Ruhumu sıkıntıdan şişiren(!) bu durum elbette bedenimde bir tarafımı şişirip canımı acıtacaktı ve tabi ki ilişkilerimin kalitesini bozacaktı. Hem de bedenimin en derininde, kemiklerimin birleştiği yerlerdeydi ağrı. En çok da el parmaklarımda(!) Resim yaparak kendimi en iyi ifade etmeme yarayan, böylece hayatı ‘tutmama’ yarayan organlarımda(!) Rahatsızlığımın ikinci mesajı belliydi: Abarttığın kişilik özelliklerini törpüleyerek dengelersen iyileşirsin (!) Tıpkı abarttığım yiyecekleri azaltarak dengelediğim gibi(!)
O gün bugündür birkaç slogan geliştirdim. ‘Bedenimiz ve ruhumuzla bütünleşmek sağlık demek’, ‘Az yemek sağlık demek’, ‘Kendine dürüst olmak sağlık demek’. ‘Dengeli düşünmek sağlık demek’, ‘Az konuşmak, yargılamadan konuşmak sağlık demek’, ‘Çözüme odaklanmak huzur demek’ gibi. Bu sloganları hayatıma uyarlama yolculuğum her geçen gün kolaylaşarak devam ediyor. Ve çok şükür ki, kendimi eskisinden fazla seviyorum.
(Bu sevgi narsistik bir sevgi değil, Yaratana duyulan sevgiyle bir ve aynı. Sahip olduğumuz mekanizmanın mükemmelliğine duyduğum hayranlık anlamında Şükür dolu bir sevgi.) Hem kimbilir, bağışıklık sistemimizin güçlenmesi böyle bir sevgiden geçiyordur belki de, ne dersiniz?