Gerçek Yaşam Öyküleri BAĞLILIK MI, BAĞIMLILIK MI? BİR ANNE ile OĞULUN HİKÂYESİ... 01.05.2009

BAĞLILIK MI, BAĞIMLILIK MI? BİR ANNE ile OĞULUN HİKÂYESİ...

 

BAĞLILIK MI; BAĞIMLILIK MI? BİR ANNE ile OĞULUN HİKÂYESİ...
 
Anne, 22 yaşındaki biricik oğluna öyle kol kanat germişti ki, oğul onun bu zaafını küçüklüğünden beri kullanagelmişti. Her ihtiyacını kendinden çok düşünen bir annesi vardı nasıl olsa(!). Başı her sıkıştığında da yetişiyordu zaten. Babasıyla arasında tampon rolünü de üstlenmişti annesi. Böylece babayla yüz- göz olmasına da gerek kalmıyordu. Annesine her türlü şımarıklığı yapıyordu.  Sınavlarına çalışmadığı gibi, sınav tarihlerini bile annesi ona hatırlatıyordu. Kendisi ise genç bir delikanlı olarak ihtiyaçları olduğunu ve aslında zengin oldukları halde bu zenginliği yaşayamadığından dem vuruyordu(!). Bir yandan da, anne-babasına karşı sanki elinden gelen her şeyi yapıyor da aksilikler yakasını bırakmıyor gibi davranıyordu(!). Babasıyla ilişkisi kopmuştu. Aynı evde yaşadıkları halde neredeyse hiç karşılaşmıyorlardı. Daha doğrusu, iki taraf ta huzursuz olmasınlar diye neredeyse özellikle  karşılaşmamaya çalışıyordu. Babasından para isteme şansı yoktu. Çünkü baba ona yaptırımlar uyguluyordu(!). Bu da oğlun işine gelmiyordu. Aslında babasının işinde çalışarak, onun yanında olduğunu gösterse her şey yoluna girecek gibiyken oğul egosuna yenik düşüyor ve bu çözümden kaçıyordu. Muhtemelen disipline olmak işine gelmiyordu. Hem zaten para ihtiyacını anneden karşılıyordu. Anne de babadan habersiz veriyordu tabi(!). O nedenle bu gizlilik evde huzursuzluk yaratıyordu.
 
Kısaca, oğlu ile arasındaki göbek bağı onu doğururken kesilmişti. Ama ‘duygusal bağ’ hâlâ oradaydı. Ve artık bu bağın da kesilmesinin zamanı gelmişti(!). Aksi takdirde sorunlar baş edilemeyecek bir şekle doğru yol alıyordu. O nedenle tüm taraflara zarar veren ‘bağımlılığı’ sevgi dolu bir ‘bağlılığa’ dönüştürmeye çalışmaktan başka çare yok gibiydi.
 
Önce anneyle birkaç çalışma yaptık. Anne bu davranışının sebepleriyle yüzleşip (suçluluk duygularından ve iletişim hatalarından zaman içinde arınarak) davranışlarını dönüştürünce, oğluna iyilik yaptığını zannederken kötülük yaptığını fark etti(!). Ve oğluna artık çok değiştiğini, bugünden itibaren sorumluluklarını yerine getirmediği takdirde para veremeyeceğini v.s. anlattı. Tıpkı kocası gibi oğluna yaptırım uygulamaya başlarken bir yandan da onu benimle birkaç çalışma yapmaya ikna etti. Oğul ile ilk iki çalışmamız çok iyi gitti. Konuştukça deşarj oldu ve rahatladı. Ancak üçüncüsünde ‘kendi kontrolündeki’ sorumluluklardan kaçamayacağını anlamak onu bunalttı(!). Ve dördüncü görüşmeye ‘sadece kontrol amaçlı’ olmasına rağmen gelmedi(!). Üstelik randevulaştığımız halde gelemeyeceğini bildirmedi. Annesi sonradan durumu öğrenince oğluna çok kızdı ve onun yerine(!) özür diledi. Sonraki günlerde oğlu aniden ‘hastalandığı’ için bana gelemeyeceğini bildirememiş şeklinde bir açıklamayla iyileştiğinde son bir kez görüşmemizi rica etti.  
 
Oğlu gerçekten hastalanmıştı. Doğruyu söylemek gerekirse ben oğlun hastalanmasına çok şaşırmadım. Çünkü anneyi kullanmaya o kadar alışmıştı ki, bana göre bu şartları kaybetme korkusuyla tek çıkış yolunun ‘hastalanarak’ anneye duygu sömürüsüne devam etmek olduğunu hissedebiliyordu. (Sağlıksız ego, ya da sürüngen beynin çalışma şekline çok uygun bir durum) Çok ta haksız sayılmazdı. Anne yeniden vicdan azabı duymaya başladıysa da artık kullanılıp kullanılmadığının daha çok ayırtına varmakta ustalaşıyor. Ölçülü ve dengeli taviz vermesinin daha doğru olacağını algıladı. Böylece yavaş yavaş oğlunun bu yeni duruma uyum sağlaması konusunda kendine düşeni yapıyor.
 
Oğluna gelince… annesi istediği için mi, yoksa kendisi de istediği için mi(!) bu görüşmeye geldiğinden emin olduktan sonra, gelecek günlerde yapması gerekenlerle ilgili 2 yıllık bir hedef planında uzlaştık ve bu hedefe ulaşmasını kolaylaştırmak amacıyla motivasyon teknikleri uyguladık. Önceleri ‘Keşke önümdeki 3–4 yılı (tüm sıkıntılı günleri yorulmadan atlamış olarak, örneğin; diplomasını almış, askerliğini bitirmiş, iş hayatına başlamış) olarak hayatıma devam etsem’ gibi ham bir hayal kurarken, şimdi yapması gerekenleri yapmadan hayatına çeki düzen veremeyeceğini kabullenerek yoluna devam ediyor. Bu ‘kabullenme’ durumundan daha fazla kaçamadı. Çünkü artık çok net biliyor ki hiç kimse kendisinin yerine nefes alamaz, ders çalışamaz, sınava giremez, dploma alamaz, askerlik yapamaz, eğlenemez, yemek yiyemez, babasıyla bağını oluşturamaz, v.s.
 
Gelecek günlerdeki gelişmeleri ben de sizin gibi merakla bekliyorum ve tabi ki tüm taraflar için olumlu olmasını diliyorum.    

Yorumlar :

Ad ve Soyadınız  :   
e-posta adresiniz :    
Yorum :  
 

Copyright © 2008, Sezaver.Net. Her Hakkı Saklıdır.        Designed By  Mitra