BAĞIMLILIKTAN KORKTUĞU İÇİN EVLİLİK KARARI VEREMİYORDU !
BAĞIMLILIKTAN KORKTUĞU İÇİN EVLİLİK KARAR VEREMİYORDU…
Regresyon çalışmasıyla sorununa çözüm bulacağına inanan çok bilinçli genç ve güzel danışanımın en büyük korkusu evlendiği zaman eşine bağımlı olmaktı. Tüm hayatını yalnızca kocası üzerine kuracak ve her konuda ona muhtaç olacak diye çok endişeleniyordu. Çünkü sevgilisinin evlilik teklifini kabul ederse işini bırakacak ve onunla yurtdışına gidecekti. Yeni bir ülkede eşine bağımlı hale gelme riski olduğunu düşünüyordu. Öte yandan sevgilisi kendini bilime adamış işkolik bir insandı. Uzun seyahatlere çıkıyor ve danışanımı kendine katılmak, ev hanımı olmak veya bir iş bulup çalışmak konularında özgür(!) bırakıyordu. Danışanım tüm seyahatlere katılırsa ona endeksli yaşamaktan korkuyordu. Bu durumun kendisini bağımlı ve aciz bir insan haline getireceğini düşünüyordu. Yurtdışında iş bulup bulmama garantisi yoktu. Eşinin yokluğunda evde otursa, boş oturan kendi parasını kazanamayan bir insan olmaya dayanamayacağını söylüyordu. Bir yanda her konuda garanti(!) isteyen yaklaşımı, bir yanda belirsizlikler, bir yanda da sevgilisine duyduğu aşk onu çıkmaza sokmuştu.
Bağımlı olma korkusunun en büyük nedeni annesiydi. Annesi tüm hayatını eşine adamış ve tüm ihtiyaçlarını onun sağlamasına öyle alışmıştı ki onsuz bir şey yapamayan aciz bir insan haline gelmişti. Eşi bu durumdan çok sıkıldığı için çok tartışmalı ve mutsuz bir evlilik sürdürmüşler. Dolayısıyla annesi ilaç bağımlısı hasta bir insan haline gelmiş. Danışanım onun gibi olmamak adına kendi ayakları üzerinde duran bir insan olmak için çok uğraşmış bugüne kadar. Başarmış da. O nedenle tüm başarılarını bırakıp sevgilisiyle yurtdışına çıkmak onu ürkütüyordu. Bu sorunu çözmek için sürekli kendi başına içsel çalışmalar yapıyordu. İfadesine göre çok yol almıştı. Ancak akışa bırakmak kavramını hiç beceremiyordu. Şartlar böyle olunca, kendisi de sevgilisi de bu ilişkiyi bitirmeyi düşünselerde bitiremiyorlardı.
Danışanım çekim yasasına ‘takıntı’ derecede inanıyordu. Korktuğum başıma gelecek diye çok endişeleniyordu. Bağımlılık korkusunun ve garanti ihtiyacının karşısına bu şartlarda bir sevgili çıkardığını, bu yüzden de bu korkudan bir an önce kurtulması gerektiğini düşünüyordu. Aksi takdirde her karşısına çıkacak eş adayında benzer sorunlar yaşayacağına dair çok güçlü bir inanç geliştirmişti. Sevgilisinin doğru eş olup olmadığını anlamak istiyor ve bu ilişkinin sonunun ne olacağına dair kuşkularından kurtulmak istiyordu. Tek hedefi sevdiği bu kişiyle ‘güçlü ve bağımsız’ olabileceği bir yuva kurmaktı.
Regresyon çalışmasında girdiği hikâyede 5 yaşlarında Thomas adında bir oğlan çocuğu olarak gördü kendini. Fakir bir Kızılderili köyünde çok sevinçli bir kutlama anında, doğduğu günden beri uzakta yaşamış olan babasının gelişi şerefine verilen ziyafette birdenbire atlılar geliyor herkesi silahla tarayıp öldürüyorlar. O durumdan kendisi gibi sağ kurtulan bir kız çocuğu ile elele tutuşup oradan kaçıyorlar. Anne babaları ölmüş olduğu için çok mutsuz ve bitik durumdalar.
30’lu yaşlarında Thomas ve sevgilisi (birlikte kaçtığı kız) büyük bir şirkette çalışıyorlar. Thomas işinde terfi ediyor. Bu terfiyi sevgilisi çok istediği için kabul ediyor ve onu mutlu ettiği için çok mutlu oluyor. Onunla mutlu bir birliktelikleri varken aniden sevgilisi onu başka bir adamla terk ediyor ve kayıplara karışıyor. Dünya Thomas’ın başına yıkılıyor. İntikam almak istiyor ama çok aradığı halde onları bulamıyor.
Thomas üzüntüsünden alkol bağımlısı(!) oluyor. Çalışamıyor. Parası bitmek üzereyken bir teyze ona acıyor ve destek oluyor. Bu teyze de oğlu tarafından terk edilen yalnız biriymiş. O yüzden Thomas’ı oğlu yerine koyuyor ve onu eski sağlığına kavuşturuyor. Yeniden evlenmeyi hiç düşünmeyen Thomas bu teyzenin sevgisiyle 55 yaşına kadar yaşıyor. Çirkin, göbekli bir adam oluyor. O yaşlarında teyze hastalanıyor ve ölüyor. Thomas üzüntüsünden yine içkiye(!) başlıyor. Kendisine destek olacak kimse kalmayınca hayata küsüyor 70’li yaşlarına kadar evsiz, serseri, boş dolanan biri olarak yaşıyor. Çünkü önüne gelenin hırpaladığı zavallı bir insan oluyor. Sonunda bir araba çarpması sonucunda ölüyor. Sevgilisine duyduğu öfke ve nefretle o bedeni terk ediyor.
Ruhsal âlemde önce babasıyla karşılaşıyor ve ondan neden annesiyle kendini yalnız bıraktığını öğrenmek istiyor. Babası tüm köy halkını kurtaracak olan bir dava için kendini feda etmek zorunda kaldığını anlatıyor. Bu cevap Thoması tatmin etmiyor. Çünkü diğer kabileyle barışı başaramadığını, düşmanların verdiği sözde durmadıklarını ve tüm köyü öldürdüklerini söylüyor. Babası yinede elinden geleni yaptığı için mutlu olduğunu söylüyor. ‘Hiç bir şey yapmasam vicdan azabı çekerdim, çünkü köy halkının kahramanı olarak benden beklenen buydu’ diyor. O sırada tüm köy halkı babasının uğraşları sayesinde yıllardır mutu yaşadıklarını anlatıyor. Thomas bu durumdan tek mutsuz olanın kendisi olduğunu fark ediyor. Çünkü baba özlemiyle yaşamış ve babası giderken fikrini almamıştı. ‘Bebek bile olsam fikrim alınmalıydı’ diyor. Bir bebeğin bu durumları anlayamayacağına zorla(!) ikna olduktan sonra uzlaşıp kucaklaşıyor babasıyla.
Annesiyle konuşmasında da anlıyor ki, babası köy halkı için kendi feda ederken, annesi de Thomas için kendini feda etmiş. Mutsuz olduğu halde güçlü görünüp çocuğunu üzmemek için çok çabalamış. Babasının neden kendileriyle kalmadığına dair gerçekleri anlatmadığı için annesine kızıyor. Sonradan onu anlıyor ve onunla da uzlaşıp kucaklaşıyor.
Kendine çarpan şoföre ölümüne sebep olarak kendisini o pis hayattan kurtardığı için teşekkür ediyor.
Thomas köyü silahla tarayanlarla konuşuyor ve neden böyle kötü bir şey yaptıklarını soruyor. Onlar da bunu yapmak zorunda olduklarını, en iyi bildikleri şeyi yaptıklarını, çünkü böyle davranmasalar, kendilerinin ve insanlığın zarar göreceğinden korktuklarını açıklıyorlar. Thomas neden başka yol bulamadılar diye çok kızıyor onlara(!) Babası gibi barışçıl olamadıklarına kızıyor. Öte yandan onların aynı bilinçte olmadıkları için kendisini anlayamayacaklarını da farkediyor. O nedenle artık hayatında onları istemediğini söylüyor.
Sevgilisiyle konuşmasında kendisini neden aniden terk ettiğini soruyor. Sevgilisi beraber kaçtığı adamın bir gangster olduğunu, kendisine musallat olduğunu, onunla gitmese Thomas’a zarar vereceğini söylediği için gittiğini, onunla hiç mutlu olmadığını anlatıyor. Dünyaya getirdiği iki çocukla mutlu olmaya çalıştığını anlatıyor. Thomas’a olan aşkının hiç bitmediğini, onu uzaktan bile olsa her zaman sevdiğini söylüyor. (Danışanım o anda o geçmiş yaşamındaki sevdiği herkesin bir şeyler için kendilerini feda ettiğini fark ediyor(!)
Ardından Thomas gangsterle konuşuyor. Gangster onarın aralarındaki aşkı kıskandığını, aynı duyguyu yaşamak istediği için sevgilisini kaçırdığını söylüyor. Ama bunu başaramadığını çünkü karısının hep Thomas’ı sevmeye devam ettiğini anlatıyor. Thomas bu sevgiyi birlikte yaşayamadıktan sonra bir anlamı olmadığını söylüyor. (Danışanım o anda sevgilisinin mutsuzluğuna rağmen pes etmediğini, yeni yaşam şartlarına uyum sağlamayı başardığını algılıyor. Onunla kendisini kıyaslıyor ve alkolik olup, zavallı bir duruma düşmüş olduğu için çok yadırgıyor kendini. ‘Demek ki başka bir yol bulunabilirmiş’(!) diye geçiriyor aklından. Pes etmenin, aciz olmanın dışında da seçenekleri olabileceğini derinden kabulleniyor)
O sırada Ruhsal Rehberinden bu yaşam deneyimi hakkında bilgi istiyor. R. Rehberi ona başkaları olmadan da ayakta durabileceğini, birey olmayı öğrenmesini öğütlüyor. Danışanım bu konuda zorlandığı için bunu nasıl başaracağını sorduğunda, Ruhsal Rehberi onun farkındalık çalışmalarına devam etmesini, kendine ve evrene güvenmesini, azıcık çaba gösterdiğinde kendisine destek geleceğini söylüyor. Bu bilgiyle birlikte danışanım şimdiki yaşamında kendi gücüyle ne çok şey başardığını hatırlıyor. R. Rehberinden gelen bu bilgiyle kendini daha güçlü ve güvenli hissediyor.
Danışanım son olarak, yine sanki ruhsal âlemdeymiş gibi imgeleyerek, şimdiki yaşamında kendisiyle evlenmek isteyen sevgilisiyle diyaloga giriyor. Sevgilisi danışanımın yanına gelmesinden mutlu olacağını söylüyor. Birlikte yaşamadan neyin ne olacağını bilemeyeceklerini sözlerine ekliyor. Hiçbir şeyin garantisi olmadığını ama sevgilerinin onlara her zaman bir yol göstereceğine inandığını aktarıyor. Danışanım bu sözlerle ikna oluyor. Sevgilisiyle hem birlikte hem de özgür olabileceğini hissediyor. Tabularını yıktığı için ona teşekkür ediyor(!) Onunla olduğu zaman şikâyet etmediği bir hayatı oluşturmanın mümkün olabileceğini fark ediyor.
On gün sonraki görüşmemizde danışanım korkularından kurtulduğunu, şimdiki sevgilisiyle veya başka kimle olursa olsun öncelikle kendine ve evrene güvenmesinin önemini fark ettiğini anlattı. Gelecekle ilgili plan yaparken ince hesapları abartmamaya karar verdiğini, her konuda alabildiği ‘normal’ önlemleri alarak, sonrasını akışa bırakmanın en sağlıklı yol olduğunu anladığını ifade etti. Her zaman her koşulda akla uygun bir yol bulabileceğine ikna oldu ve sorunları henüz olmadan dert etmek yerine, olursa olduğu sırada çözmeye karar verdi. Böylece şu anda yaşadığı sevginin güzelliğini yaşayabilirdi.
Diğer yandan bir ömrü alkol bağımlılığıyla veya bir insana olan bağımlılıkla tüketmişti zaten. Yeni bir hayatta tekrar aynı hataya düşmek cahillik olurdu. Üstelik istediği yaşam tarzında kendini özgür bırakan bir eş ile hem bağımsız, hem güçlü, hem de mutlu olabilirdi. Evrenin kendisine tam da istediği özgürlüğü verecek birini çıkarmış olmasına şükretti(!) Ayrıca, çekim yasasına olan inancını yeniden sorguladı ve bu yasaya daha dengeli yaklaştığında her korktuğunun başına gelmeme olasılığı da(!) olduğunu anlayınca çok rahatladı. Abartılan her bakış açısının insanı mutsuz ettiğini, gün be gün yeni kararlar vererek istemediği senaryolar üretmek yerine, gönlüne uygun seçimlere odaklanmasının kendisini güçlü kılacağını algıladı.