Regresyon Terapisi YALNIZLIK KORKUSU ‘ÜNİVERSİTE MEZUNU DA OLSA’ BAZI HANIMLARIN AŞK HAYATINI NASIL ETKİLİYOR? 03.02.2010

YALNIZLIK KORKUSU ‘ÜNİVERSİTE MEZUNU DA OLSA’ BAZI HANIMLARIN AŞK HAYATINI NASIL ETKİLİYOR?

 

 
İş hayatı çok başarılı olup ta özel hayatı çok sorunlu olan, bacağındaki küçük bir özürden dolayı aksayarak yürüyen 34 yaşındaki bu bekâr hanım, kendinden yaşça küçük bir gençle çıkıyordu. Bu gencin maddi sıkıntıları o kadar çoktu ki biri bitiyor diğeri başlıyordu. İşinden de ayrılmıştı. Danışanım onu borçlarından kurtarmak amacıyla para yardımı yapmış ve borcunun bir kısmını kapatmıştı. ‘Sevdiğim için bunu yapmasam kim için yapacağım ki’ diye düşünmüştü. Tepki alırım korkusuyla ilişkisini henüz ne annesine ne de kardeşlerine açmamış, açamamıştı(!) Öte yandan 4 kardeş oldukları halde annenin maddi-manevi tüm sorumluluğunu tek başına üstlenmekten yorulmuştu ve artık kendi hayatını özgürce yaşamak, sevdiği ile yuva kurmak istiyordu. Daha önceki ilişkisine de ailesi karşı çıkmıştı. Çünkü çıktığı kişi ilkokul mezunuydu. O nedenle artık ‘yeter’ noktasındaydı ve bu kez ‘onlara rağmen’ bu ilişkiyi evliliğe götürmek istiyordu. Ancak öncesinde kendini ifade etmeye ve ailesine ‘hayır’ diyebilmeye ihtiyacı vardı. Ve korkmadan erkek arkadaşını onlarla tanıştırmak istiyordu. Bu arada erkek arkadaşı sık sık maddi sorunlarını gündeme getiriyor ve borçlarının bir gün ilişkilerini bitirebileceğini vurguluyordu. Bunları duymak danışanımın terk edilme(!), yalnız kalma korkusunu tetikliyordu.Ve kendini yardım etmeye zorunlu hissediyordu. 
 
Yaptığımız ilk çalışmada çocukluğunda yaşadığı travmaları öğrenince yaşadığı sıkıntılara pek şaşırmadım. Anne- baba kavgalarıyla dolu huzursuz bir çocukluk geçirmişti. Sonunda babası başka bir kadın için evi terk etmişti. Sonraki günlerde en küçük bir yaramazlık yaptığında annesi ‘Ben de sizi terk ederim!’ diye korkutarak eğitmişti. Çok üzülmüş ve o zamandan itibaren çocuk kalbi derin bir değersizlik, suçluluk ve terk edilme korkusuyla dolmuştu. Sonraki günlerde kendini ispatlamak adına o kadar çalışmış ki, ekonomik sıkıntılara rağmen üniversiteyi başarıyla tamamlamış ve çok saygın bir pozisyonda iş hayatına başlamış.
 
Kendini bildi bileli yakın çevresinde her ihtiyacı olana onlar istemeden(!) para yardımı yapmış. Son dönemde bu durumun ‘hayır’ diyemediği durumlardan biri olduğunu fark etmiş. Yaptığımız çalışmada şöyle çekirdek inançlar geliştirdiğini bulduk; ‘Yardım etmezsem sevdiklerim zor duruma düşer ve ben vicdan azabı çekerim’, ‘Yardım etmezsem terk edilirim ve yalnız kalırım’, ‘İnsanlara gerçek duygularımı söylersem ilişkilerim bozulur ve yalnız kalırım’. Bu kadarla kalsa iyi. ‘Bacağımdaki aksaklık nedeniyle terk edilir miyim? Param için mi erkekler beni seviyor gibi görünüyor?’ gibi kuşkulardan artık yorulmuştu. Değersizlik, sevilmiyorum, istenmiyorum duyguları ruhunu daraltıyordu.
 
Acilen yeni bir inanç kalıbına ihtiyacı vardı; İlk seansta ‘İçimden geleni söyleyip yaptığımda takdir görürüm ve değerli hissederim’ kalıbını yüklemeye karar verdik. Böyle hissettiği deneyimlerini hatırlamaya başladı. İkinci seansta maddi-manevi konularla ilgili alış-veriş konusundaki dengesizliği düzeltmeye yönelik bir çalışma yaptık. Artık aldığı kadar verecek, verdiği kadar alacak ve gerektiğinde ‘hayır’ diyebilecekti.
 
Sonraki günlerde birkaç kez içinden yakınlarına yardım etme dürtüsü geldiğini, ama onlar sıkıntılarını anlattıklarında ‘Merak etmeyin, elbet halledersiniz’ diyerek geri durabildiğini anlattı keyifle. Yakınları bu değişime biraz şaşırmışlar ama hiç bir şekilde gücenmemişlerdi. Onca zaman yardım etmişti. Hem ne de olsa onları alıştıran danışanımın kendisiydi. Buna da alıştırabilirdi.
 
Diğer yandan çevresindeki insanlar artık daha akıcı konuştuğunu söylemişler ve erkek arkadaşı bu durumdan memnuniyetini ‘evliliği daha fazla geciktirmeyelim’ diyerek göstermiş. Danışanım bunları duyduğuna çok mutlu olmuş ve birkaç ay sonrasına olabileceğini, çünkü ancak o zaman ikisinin de sorunlarının biteceğini söylemiş. Arkadaşı biraz şaşırmış ve bozulmuş. Hemen evlenelim diyeceğini sanmış. Bir hafta sonra danışanım tam ailesine durumu açacakken erkek arkadaşı ‘Sen artık eskisi gibi davranmıyorsun bana, o nedenle ayrılmamız daha doğru olur’ demiş. Danışanım şok geçirmiş. Çünkü bir haftada neyin değiştiğini sormuşsa da yanıt alamamış. Bu yüzden çok üzülüyor ve bu kararın sebebini öğrenmek zorunda hissediyordu. Artık para vermeyi teklif etmediği için böyle bir karar verdiğini düşünmeye başlamıştı. Kendisindeki bu değişim ilişkisinin bitmesine sebep olacaksa bitmesine üzülmüyordu. Çünkü eskisi gibi karşılıksız para vererek devam etse, bu kez manevi sorunlarına maddi sorunlar ekleneceğini öngörebiliyordu. Yine de duygusal bir boşluk yaşıyor, çok acı çekiyordu. Israrları sonucunda erkek arkadaşı bir gün konuşmayı kabul ediyor ve danışanıma ‘çok baskıcı’ olduğunu söylüyor. Danışanım bu konuya dikkat edeceğine söz veriyor ve yine ilişki başlar gibi oluyor.
 
Bu haldeyken yaptığımız görüşmede Regresyon çalışmasının Ruhsal âlemdeymişiz gibi varsaydığımız diyalogları gerçekleştirdik. Önce annesiyle, babasıyla, kardeşleriyle ve son olarak erkek arkadaşıyla konuşarak onlarla bitirememiş olduğu duygusal konuları uzlaşıyla tamamladık. Onlara söylemek isteyip te söyleyemediği her şeyi söyleyebilmenin rahatlığıyla büyük bir farkındalık yaşadı. İnsanlarla en samimi duygularını paylaştığında anlayış göreceğine ikna oldu(!) Sonraki günlerde büyük bir özgüvenle kardeşleriyle düşüncelerini paylaştı Annesinin zaten sahip olduğu bir evi vardı. Bu evde ona yardımcı olacak bir kızla yaşayabilirdi. Masrafları bölüşme konusunda anlaştılar. Annesi önceleri zorlansa da ‘kendine ait’ bir ortamda yaşamaktan mutlu oldu. Şimdilerde hepsi yeni düzene alışıyorlar.
 
Görüşmelerimizin devam ettiği süreçte danışanım erkek arkadaşının kendini aldattığını öğreniyor ve ona olan güveni sarsılıyor. Ancak arkadaşı inkâr edince ona inanıyor ve bir erkeğin desteğine çok ihtiyaç duyduğu için(!) ilişkinin devam etmesini istediğini söylüyor. Buna rağmen erkek arkadaşı ondan ayrılmak istediğini, çünkü danışanımın ‘hâlâ baskıcı’ bir kişiliği olduğunu söylüyor. Danışanım inanamıyor bu sözlere ve yine çok acı çekiyor. Diğer yandan da gururunu kurtarmak adına ‘Mademki istemiyorsun ben de ısrar edecek değilim’ diyor.
 
Yaptığımız çalışmada ‘bir an önce yuva kurmak’ arzusunun onu farkında olmadan tahammülsüz ve ‘baskıcı’ yaptığını algıladı. Ayrıca hep babası gibi ‘terk edecek’ erkekleri seçtiğini fark etti(!). Dolayısıyla ‘Erkeklerin güvenilmez’ olduğu inancını kendine kanıtlamak için uğraştığını anladı. ‘Erkeklere güvenmemekte haklıymışım’ tarzında bir kısır döngüye girmişti. Zaten ilginç bir şekilde kendine muhtaç olabilecek kişileri seçtiğini, böylece farkında olmadan onları yöneterek elinde tutabileceğini zannettiği gerçeğiyle yüzleşti. Sağlıksız ego onu kontrolüne almış ve sanki şöyle söyleyerek yönetir olmuştu; ‘Senin aksak bir insansın, o halde değersizsin. O nedenle maddi ya da manevi eksikleri olanlarla eşleşebilirsin. Ancak onlar senin değerini bilir, aksi takdirde ya ezilirsin, ya da ömür boyu evlenemez, toplumun gözünde zavallı kalırsın’. Paradoks şuradaydı ki böyle düşündükçe korktuğu başına geliyor ve yalnız kalıyordu(!) 
 
Sonuç olarak kendini ‘derinden’ tanımasına katkıda bulunan tüm ilişkilerine teşekkür ederek yaşadığı deneyimlerin sorumluluğunu üstlendi. Şimdilerde kendiyle, bedeniyle barışmanın hafifliğini yaşıyor. Bedenin ötesini görmenin, ruhunun güzelliğini ve gücünü farketmenin huzuruyla besleniyor. ‘Öz’ünde değerli’ olan, korkulardan arınmış kimliğiyle, yaydığı sağlıklı enerjinin ona güvenebileceği bir eş getirebileceğini biliyor. Daha da önemlisi ‘Evlilik olsa da hoş, olmasa da’ mantığıyla yaklaşabiliyor ve hayatının kendi bakış açısıyla anlam kazandığını görebiliyor. Sonraki günlerde ayrılmak isteyen erkek arkadaşı onu tekrar arıyor ve yaptıklarından dolayı özür diliyor. Ancak danışanım bu farkındalıklarla birlikte onunla sağlıklı yürümeyeceğine karar veriyor ve ilişkiyi bitiriyor. Kendi değerini ortaya koymanın huzuruyla yoluna devam ediyor.
 
Gördüğünüz gibi, bir kişi değişince karşısındakilerde değişiyor doğal olarak. Bu duruma ‘kaçan balık büyük oluyor’ desek doğru olaca galiba..   
 
Bu noktada aşk konusunda bir şeyler yazmak şart oldu. Genelde en çok ta pembe dizilerde ve şarkılarda ‘biz bir elmanın iki yarısıyız’ tarzı aşk empoze ediliyor. Sen olmazsan ben de yokum, yarımım,’sensiz bir hiçim’ şeklinde hissediyorsanız bunun aşk olduğu vurgulanıyor. Veya hiçte gerçekçi olmayan tanımlar yapılıyor. Sanki aşkın olduğu yerde hiç tartışma olmazmış, yalnızca karşılıklı anlayış, romantizm olmalıymış gibi anlatılıyor. O yüzdende iki taraf birbirlerine sonsuz fedakârlık yapmıyorsa işi ‘beni sevseydin yapardın’a kadar götürebiliyor ve ilişkiler kilitlenebiliyor. Birbirinin sınırlarını zorlayan baskılar ilişkileri, hatta evlilikleri tüketiyor. Dolayısıyla gençler hayali beklentilere kapılıyor ve belki de birçok ilişki bu nedenle mutlu sona ulaşmadan bitiyor. Duruma böyle yaklaşınca özel ilişkilerde acı çekmek şart oluyor galiba.
 
Şair Ahmet Selçuk İlkan’dan duyduğum şu söz bana elma metaforundan çok daha sağlıklı ve gerçekçi görünüyor: Bir elmanın yarısı olmak yerine bir dalda iki kiraz olmak !!! Muhtemelen önce kendi içimizde bütünlüğe ulaşmadan bütünlüğe ulaşmış partneri hayatımıza çekemiyoruz gibi bir durum var. (Eş ruhunu bulma konusunda ısrarcı olanlara bu bilgi yardımcı olabilir)Yüzeysel bir genellemeyle, karşılıksız ya da yasak aşk yaşayanların veya çok iniş-çıkışlı ilişki yaşayanların ve bu yüzden acı çekenlerin önce kendi bütünlüklerini, kendi öz sevgilerini kazanmaya odaklanmaları özel ilişkilerini kendiliğinden yoluna koyabilir demek mümkün. Zaten aşk’ın sevgiye dönüşmesi ancak o zaman mümkün olabiliyor. Çok şükür ki günümüzde kendini tanıma, öz sevgi, özsaygı kazanma konusunda gerçekten etkili kitaplar, interaktif seminerler çoğaldı ve deneme-yanılmayı en aza indirme şansımız elimizde.
 
Ayrıca son söz olarak şunu hatırlamakta fayda var: Birliktelikler bazı sorunlardan sonra iyileşerek devam etse de, kötüleşerek bitse de bize bizimle ilgili bir şeyler öğrettiği için ‘değerli’ olmayı hak ediyor.

Yorumlar :

Ad ve Soyadınız  :   
e-posta adresiniz :    
Yorum :  
 

Copyright © 2008, Sezaver.Net. Her Hakkı Saklıdır.        Designed By  Mitra